Bugün: 18.08.2017

DÜŞME AKLIMA, BABA...

sürükleme beni taa uzak zamanlara...

Temmuz akşamlarından bir yaz akşamıydı...
Erdek`ten yeni dönmüştüm. televizyonun düğmesini açtım.
 
`Onlar, radyonun düğmesini açardı ya da siyah beyaz televizyonun...` diye düşündüm boğazın karanlık sularının üzerinde alabildiğine uzanan ışıl ışıl köprüde tankları gördüğümde..
Onlar... ;
Babam, Annem...
 
’80`e doğru uzandı gözlerim, aklım..
doldu, sağanak yağacakmış gibi bulutlandı gözlerim.. içim buruk, damlalar süzüldü gözlerimden göğsümü acıtırcasına...
 
Çocuktum o zamanlar.
 
12 Eylül 1980...
 
bir Cuma sabahıydı.
Babam uzun yıllar Almanya’da yaşadığından memleket türkülerine hep hasretçesine sabah erkenden radyoyu açar, türküleri dinlerdi. Radyo alışkanlığım ondan kalmıştı bana.
Her perşembe gecesi radyo piyeslerini dinler,
 
Arkası Yarın`lar, radyo tiyatroları... gelirdi ardından.
Moskova radyosundan, Türkiye`nin sesi radyosuna,
Kıbrıs’a kadar uzanırdım saatlerce...
-Babamla tanımıştım Türkiye`nin Sesi Radyosunu-

Klasik müzik bestecilerinin eserlerini dinlerken, 
biyografilerinin derinliklerinde, yaşamlarında bulurdum kendimi,
 
kendimden geçerdim...
Onlar, çocuktular, çocukça oynarlardı dışarda.
ben de çocuktum,
 
ama, işte böyle...
onlar, koşar, oynar, ağızlarını sokak çeşmesine dayar,
su içerlerdi sokakta,
ben radyomdan, bestecilerimden uzak kalsam,
ölürdüm susuzluktan...
o yıllarda radyolar çok kaliteliydi. bestecilerin yaşam yolculuğunu su gibi içerdim radyodan... bambaşka bir zevk; görsel olmayan bir yolculukla bir bestecinin yaşamından kesitlerinin içinde yaşamının derinliklerinde kaybolmak...
ardından bir senfoni başlar, doruğa yükselen enstrümanların sesiyle uçmak...
sonra avusturya`ya uzanırdı düşlerim..
 
viyana`da bir operanın sahnesinde bulurdum kendimi çığlık çığlık..
 
radyo ve opera...?
şimdi hangi radyoda bilmem...
opera,
 
bana müzik hocası dayımdan kalan ne güzel armağan..

O sabah saat 05 gibi radyoyu açmıştı babam yine. 
Yine radyonun sesine uyanmıştım..
BU SABAH NE TÜRKÜLER SÖYLENİYORDU,

NE DE “DEMİRBANK İYİ GÜNLER DİLİYORDU” ....
BU SABAH BAMBAŞKAYDI…
Sert, keskin sesli bir adam “Ordu yönetime el koymak zorunda kalmıştır” diyordu.
 
Sıkıyönetim ilan edilmiş diyordu annem,
asker başa geçmiş.
Bahçe duvarımızdaki kırmızı boyalı yazıları kireçle boyamaya bıkmıştı hemen hergün annem.
 
Eski Türk anaları öyle bir ruha sahipti ki, onlar için yeter ki devleti yaşasın, yazı yazan, devleti yıkmaya çalışan herkes , sağcısı da solcusu da anarjistti. hatta o, `anarşit` derdi.
“nedir bu anarşitlerden çektiği bu memleketin ” der, her sabah kalktığında bahçe duvarlarına bakar,yazı yazılmışsa hemen kireçle silerdi yazıları annem.
‘Asker başa geçmiş’ diyordu annem o sabah..
 
seviniyordu...
 
Asker, güven demekti onun için. Asker, vatan toprağı demekti. Asker milletin rahat uykusu demekti.
 
Asker milletini gavur süngüsünden koruyandı annem için.
 
Bıraksalar hani,
 
kendi de asker olacak gibiydi o 12 eylül sabahı…
 
Sağcısı, solcusu ağır bedeller ödedi. Gencecik halk çocukları büyük bedeller ödedi.
Ne hükümetlere tanık olduk ki
“şapkamı alır giderim” dedi.
 
Nasıl gitmesindi ki, göbek bağıyla zaten teslimdi gâvura.


( küçük bir not: o yıllarda radyoda her sabah misal, `bugün 10 ekim 1979 perşembe demirbank iyi günler diler` şeklinde reklam yayınlanırdı.o dönemleri yaşıyanlar bilirler.)

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 342