Bugün: 18.12.2017

Yine düştük yollara


Bir pazar günü daha geçti soğuk ve aydınlık. Memleketin ne derdi bitiyor ne de çilesi. Hiç olmazsa en iyi şeyi yapayım diyerek; vurdum kendimi yollara. İlk hedef Gölyazı ileri!
Bandırma son derece antisosyal ve içe kapanık. Kenttaş kardeşlerimizin birçoğu çevresi ile iletişime geçmekte isteksiz.
Sanat, spor, kültür hak getire. Bandırmalının en büyük kış eğlencesi avm gezisi. Bu durumu bilen ben, bir kez daha Bandırmadan kaçmanın gururunu yaşamaktayım. Sık sık fırsatı kendim yaratarak geziyorum. Eh insanız tabi ki, yani canlıların en gelişmişi. İnsan fark edemese de doğadan geldiğini unutmuyor. Bir gün önce Kapıdağ içinde gezdikten sonra, dağ havası yeter; birazda göl havası alalım dedik.
Gölyazı yaklaşık 60 km mesafe Bandırmaya. Şirin desem değil. Güzel desem değil. Temiz desem değil bir köy burası. Sadece kent sorunları ile yoğrulmuş birey için kaçış noktası.
Köyden biraz daha gelişmiş görünüyor. Obez köy tanımlaması yanlış olmaz.
Uluabat gölünün kıyısında, balıkçılık ile geçinen bir yerleşke. İçinde birkaç evladiyelik çınar ağacı. Bu ağaçların altında standart yoksunu aile çay bahçeleri. Köy bir küçük tombolo üzerinde ana karaya köprü ile bağlı. Köprü bitiminde bir yarım meydan sizi karşılıyor. Meydanın yanında gölden tutulan turna ve sazanlar var. Canlı canlı leğen ve kovalarda sergileniyor. İsteyen müşterilere hemen temizlenip satılıyor. Meydanın yanında köylü kadın vatandaşlarımız. Gözleme ve yağda kızartılmış mayalı hamur satıyor. Yanında ayran ve çay. Kimisi börek ve tatlı çeşitleri de sunuyor. Burada bir yaratıcılık gözlemliyorum. Türk milleti yine yokluktan değer üretiyor. Burada hafta sonu başta Bursa olmak üzere bir yakın yerden turist bulunabiliyor. Bisiklet grupları. Motorsiklet dernekleri. Fotoğraf meraklılaraı burada. Bende kız arkadaşım ile burayı ziyaret ediyorum. Arkadaşım da fotoğraf meraklısı olduğu için, Gölyazı'nın ara sokakalarına kendimizi atıyoruz. Ben bir tekniker gözü ve tarih meraklısı olarak gözlem yapmaya başlıyorum. Gölyazıda tarihi sübyan mektebi harici bir mimari değer yok. Evlerin çoğu ya yıkık durumda ya da iğrenç betonharme yapılara dönüşmüş.
Bu durumda hemen kıyaslama yapıyorum. Bandırma'nın dibinde bir manyas kuşcenneti köyü mevcut. Doğası ve göle göre konumu Gölyazı ile aynı. Hatta daha bakir diyebiliriz. Üstelik milli park.
Ama gidin bakın hafta sonu kuşcennetinde kaç kişi bulabilirsiniz? İşte bu durum her sene alllı pullu yapılan sözde kuşcennetifestivalini aklıma getiriyor. Beni düşünmeye itiyor. Gölyazı'ya giderken, yolda EskiKaraağaç tabelasını göreceksiniz.
EskiKaraağaç köyü leylek diyarı olarak biliniyor. Her yıl orada leylek festivali yapılıyor. Bu festival tamamen köy içinde ve leylek temalı, doğa amaçlı yapılıyor. Türkiye'nin birçok yerinden festival için turistler her Mayıs sonunda buraya doluşuyor. Dönelim Gölyazıya. Biz fotoğraf çekmeye devam ediyoruz. Sonra Eskişehirden bir otobüs dolusu fotoğrafçının Gölyazı'yı şereflendirdiğini öğreniyoruz.
Bir kez daha Manyas gölü için üzülüyorum.
Bir kez daha Bandırma ve çevre yerleşimlerden cacık olmaz yorumunu yapıyorum.
Gölazı sokaklarında yaşlı köy sakinleri ile konuşuyoruz. Hepsi mutlu ve sevinçli. Bizlere hoş geldiniz diyerek, hatır soruyorlar. Fotoğraflarını çekmemize izin veriyorlar.
Bir günümüzü  Gölyazı'ya ayırmanın mutluluğu ile akşam üstü ayrılıyoruz. Bandırmanın iğrenç nemli ve karbonmonoksit dolu havasına geri dönüyoruz. Bandırma olarak değişime açık değiliz. Özellikle yakın yerleşim yerleri,Edincik, Erdek, Karşıyaka, Tatlısu, Kuşcenneti kendilerini kurtaracak kahramanı bekliyorlar. Oysa Türkiye değişiyor ve gelişiyor. Turizm ülke ekonomisinde büyüyen motor kuvvet olarak tüm ülkeye yayılıyor. Biz Bandırma ve çevresi olarak sanayi ve  tarıma çakılıp kalmış durumdayız. Allah hepimize akıl fikir versin. Anlayana davul zurna az...
Saygılarımla tüm uyuyan Bandırmaya...
  • PAYLAŞ