Bugün: 17.10.2017

XXXXXXXXXXX



Ülkeler arası gelişmişlik düzeyi ölçümlenirken birden fazla kriter esasalınır. Okuma yazma oranı, yüksek öğretim oranı, kişi başına düşen milli gelir, sağlık giderleri, insan hakları ihlalleri ve başka birçok sayısal veri. Ancak en büyük gelişmişlik birey ve toplumun değer yargılarıdır. Kişinin kendini bilmesi, kişinin karşısındakini bilmesi, kişinin toplumu bilmesi; kısaca farkındalılık önem arz etmektedir.Yaşama karşı bakış açsının pozitif olması ve ben hariç diğerlerinin varlığına saygı göstermek toplum bilincini yükseltir. Hizmet etmeyi tatmin aracı olarak kullanmak, ruhsal ve fiziksel dayanıklılığı ön plana çıkarmak, çalışmak, hayal etmek, tasarlamak veüretmek; gelişmişliğin mentel domino taşlarıdır. Ekonomik kalkınma ile gelişmişlik birbirine paralel görünmektedir. Bu bir yanlıştır. Dünyanın en zengin ülkesi, sağlık hizmetlerinde sıralamada geride kalabilir. Örnek, ABD. Ordusunda asker sayısı en çok olan ülke, insan haklarında Dünya sonuncusu olabilir. Örnek Çin, En yardımsever ve konuksever bireylerin yaşadığı toplum, fazla suç oranına sahip olabilir.Bu ve benzeri örnekler, çoğaltılabilir. Türkiye gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen veya gelişim sürecini tamamlayamayan ülkelere örnektir. Türkiye ikinci dünya savaşı sonunda Nato desteğiyle başladığı kalkınma hamlesini henüz sonlandıramadı. Amerikan hibeleri, Batı ülkeleri borçları bu ülkeye oluk oluk para akıtırken; nüfus önlenemez biçimde arttı. Seçkin az sayıdaki insan gücü yerine, az gelişmiş kaba kuvvetinden yararlanılan bir halk yığını yaratıldı. Az para çok emek kapitalizmin sloganı oldu. Çalışan hakları güvence altına alınsada, işçi, memur ve esnaf ağır vergiler altında ezildi. Gençler bitmeyen eğitim yılları içinde robotize oldu. Orta yaşlılar çalışmaktan derbeder oldu. Türkiye yine kalkınamadı. Yine zengin olamadı. İhracat arttıkça, ithalat arttı. Cari açık denilen canavar bir türlü kontrol altına alınamadı. Dünya üzerindeki gelişmişlik kavramı bizde zengin olma anlamına gelmektedir. Bir türlü halka yansıyamayan zenginlik. En adil olmayanından üstelik. Ben bu duruma kalkınma manyaklığı diyorum. Kalkınırken sömürmekte son 300 yılın modası. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında taşeron işçi diye bir tanımlama var. Bir işletme veya kurumda birbirinin aynı işi yapan ama aynı haklara sahip olamayan birkaç farklı emek gurubunun en garibanı bunlar. Sayıları milyonu geçiyor. Yarısı özel sektörde, yarısı Kamu alanında hizmet veriyor. Bu vatandaşlar her işi yapıyor. Çoğu askeri ücret alıyor. Kıdem tazminatı falan hak getire. Yılda iki defa şirketleri değişiyor. Birde gelecek ile alakalı hiçbir ümitleri olmuyor. Neden mi? Neden olacak. Bir yıl sonra işten tazminat ödenmeden çıkarılma riski altında çalışan birey nasıl gelecek ile ilgili plan yapacak cesareti bulabilir? Cevap veriyorum... Bulamaz! Bu ilginç bir sömürü çeşidi. Aynı yerde aynı görevi yaparken aynı maaşı alamayabiliyor taşeron işçi. Neden mi? Örneğin bir kamu kurumunda tek departman içinde devlet memuru, sözleşmeli personel ve taşeron işçi omuz omuza ter döküyor. Memur ortalama 2 bin TL maaş alırken; sözleşmeli 1700 TL, taşeron işçi 1100 Tl maaş alıyor. Üstelik bu işçi, bir senesi dolmadan keyfi olarak işten tazminatı olmadan çıkartılabiliyor.

Alın size gelişmekte olan ülkeler listesindeki Türkiyeden adalet manzaraları. Peki ne yapılmalı? Her işçiyi kadroya mı almalı? Hayır bu da çözüm değil. Mutlaka ihtiyaç olması durumunda, belli kriterlere göre çalışan istihdam edilmeli. Kurumda çalışacak kişi, sınav ve mülakata sokulmalı. Neden taşeron çalıştırılıyor. Çünkü ucuza iş gücü elde ediliyor. Çünkü birilerine yeni iş kolu oluşturuluyor. Taşeron şirket çalıştırmak bu on yılın modası. Bir sandalye bir masadan oluşan taşeron şirketler, hiç görmedikleri işçileri belli şartnamelerle belirlenen kurallar gereğince ihale usulü ile devlet kurumlarına kiralıyor... İşin kabaca tanımı bu. Tabi teknik detayı çok farklı ama ben uzatmadan açıklıyorum.  Sonra ne mi oluyor! Oturduğu yerden birileri çalıştırdıkları işçi başından ceplerini dolduruyor. Orta çağın toprağa dayalı sömürü düzeni artık emeğe dayalı yapılıyor. Yeni torba yasa ile bu kanayan yaraya merhem olma çabası var. Ama yeterli değil. Gelir adaletini bile sağlayamayan canım kalkınma manyağı ülkem, çalışma şartları eşitliğini acaba nasıl sağlayacak? Türkiye gelişmişlik düzeyini arttırma hayalleri kuradursun; Gelişmişliğin mal ve sermaye birikimi ile sağlanamayacağını umarım öğrenebilir. İnsanı iyi eğitmek, ona sosyal birey olması için yönlendirmek, kişinin doğumundan ölümüne kadar faydacı olmasını empoze etmek, Hayal kurmayı, kurduğu hayalden tasarı elde etmeyi ve sonuçta fikir ve mate üretmeyi amaçlamasını sağlamak Hükümetlerin ve bürokrasinin başlıca görevidir. Tam kalkınma ancak tam bir bilinç durumu ile gerçekleşebilir. Spor, sağlık, sanat ve ileri bilimsel gelişmenin yaşandığı adil bir ülkede yaşamak dileğiyle...

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1416