Bugün: 25.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • DOĞAYI KURTARANLAR ve DOĞAYI KURTARIYORMUŞ GİBİ YAPANLAR...

DOĞAYI KURTARANLAR ve DOĞAYI KURTARIYORMUŞ GİBİ YAPANLAR...


Yıllar yıllar oldu. Türkiye`nin doğal alanlarında gezdim, dolaştım, kamp yaptım, tırmandım ve koştum. Her gittiğim yeni bölgede gözlem yaptım. Fotoğraflar çektim. O coğrafyanın insanını, hayvanını, florasını öğrenmeye çalıştım. 
 Zaman içinde şaşkınlığımı gizleyemediğim güzellikler ile tanıştım.
 Bazen utancımdan yerin dibine girmek istediğim doğa tahribatları ile karşılaştım. Her zaman Çevre için duyarlı olmaya çalıştım.
 Gün geldi çevre kampanyaları için imzalar topladım. Gün geldi yollara düştüm, savaşa gider gibi çevre için mücadeleye gittim.
 Gördüklerim, tecrübelerim ayrı bir yazı konusudur.
 Ben size gerçeklerden bahsetmek istiyorum.
 Bir çoğumuz İlber Hoca`nın dediği gibi malesef cahiliz. Ben de bu cahillerin başındayım. Toplumu kötülemek amacı güderek yazmadım bu cümleyi. Demek istediğim bilgi eksikliğimizin olduğudur!
 Yoksa insanlık, özgürlük taslayan bizlere değer satmaya çalışan birçok toplumdan daha insanızdır şu koca Dünyada!
 Türkiye kalkınmakta olan ülkeler arasında gösteriliyor. Güçlü ülke, güçlü ordu, güçlü ekonomi her yurttaşın hayalidir. Bu hedeflerin bir bedeli olması kalkınma sürecinin doğal sonucudur.
 Kalkınmakta olan ülkelerin birden fazla bedeli olur. Bu bedellerin başında da çevre sorunları gelmektedir.
 Türkiye doğal hayat ve orman varlığı bakımından zengin bir ülke. 
 Pardon! Ülkeydi!
 Şimdilerde geniş çaplı tahribat ve kirlilik doğal hayatı yok ediyor. Çevre sorunlarını tek tek saymanın yazımızla alakası yoktur. Değinmeden geçiyoruz.
 Çevre tahribatı, kirlilik, Yok oluş, kavramsal olarak milletce kavradığımız bir durum haline geldi. Yetersiz de olsa bir çevre bilincimiz mevcut. Ama dediğimiz gibi yetersiz. 
 Bu imhanın başlıca coğrafyası Marmara Bölgesi.
 Doğanın yaşam mücadelesi bir savaşsa; Marmara Bölgesi İzmit ve körfezi, zaten kaybedilmiş bir savaş bölgesidir.
 Güney Marmara Bölgesi ise henüz tarafların savaştığı sıcak bir çatışma alanı.
 Bir tarafta Acımasız İnsan, Diğer tarafta Tabiat.
 Konu ne olursa olsun; bireylerin akıllarında bazı kavramların karışmış olduğu aşikardır. Milletce sapla samanı ayırt edemez durumdayız.
 Kötü eğitim, hızla değişen sosyal yapı, tüketim toplumunun birey üzerindeki yansımaları bu kavram karmaşasının sebebi olabilir.
 Doğa ve İnsan kavramsal olarak hem iç içe hemde karşı taraftır. Birbirleri arasında iletişim belli kaidelere bağlıdır.
 Öncelikle belirtmek isterim ki; yapay olan doğa düzeni değil bizim medeniyetimiz ve yasalarımızdır.
 Biz doğadan evrilerek geliştik. Topraktan geldik ama beton ile devam ediyoruz. Birçok hayvanı ehlileştirdik. At ve köpek bunlardan bazıları. İnsan kendinden olmayanı yok etmeye yönelir. Belki de DNA kodlarımızda vardır bu durum. Bilim insanlarının araştırması gerekir.
 Doğa tahribatınında temel nedeni budur. Bizler doğayı kendimizden görmediğimiz için yok etmekten çekinmiyoruz.
 Medeniyeti gerçek yaşam alanımız zannediyoruz. Ama öldüğümüzde kara toprağa gömülüyoruz. Orman içinde vahşi hayvanlara terk ediliyoruz. Yakılarak bir nehre serpiliyoruz. Hangisi olursa olsun, sonuçta geldiğimiz tarafa dönüyoruz.
 Peki doğa bizim onu reddettiğimiz gibi, bizi reddediyor mu?
 Mezarda gömülü merhumun bakterilerce yok edilmediğini, böceklerce tüketilmediğini bileniniz var mı?
 Mangal yapmak için ağaç altına kilim serdiğinizde sopa ile sizi kovalayan kurt, ayı ya da fil gören var mı?
 Ne kadar saçma değil mi?
 İşte doğanın farkında olduğu ama bizim farkında olamadığımız gerçek budur!
 Bizler yani İnsan ve Doğa bir bütündür. Bir olan, ortak olan her akıllı varlık birbirine kurallar çerçevesinde saygılı olmalıdır.
 O zaman şunu söyleyebilir miyiz? Ne İnsanoğlu Doğa olmadan yaşayabilir. Ne de biz Doğayı korumadan, Doğa var olabilir.
 Birinin yok olması diğerinin yok olmasının başlangıcını getirir.
 Memleketimizde manyak sıfatı ile ilişkilendireceğimiz insan sayısı hiçte azımsanamayacak sayıda! Siz aklı kıt diyebilirsiniz. Bir başkası aptal. Hepsi aslında aynı profilin formu.
 Bu aklı selim olmayan bireylerden bazıları doğa savunucuları rolünü kendine meşgale edinmiş.
 Sloganları, organizasyonları, amaçları aklın yorumlayamayacağı karmaşıklıkta.
 Bazıları şehirde ki kedi köpeğin peşinde, topuklu ayakkabı ve yılan derisi çanta ile çığırtkanlık yapmakta. Birileri kafayı fena halde sanayi üretimine takmış, mağara adamı gibi yaşamı savunmakta. Kimileri enerji üretimini baltalamak için her türlü üretim biçimine karşı durmakta. 
 Nükleer diyorsunuz; hani atığı ne olacak diyor. Kömür, doğalgaz santrali diyorsunuz; karbon salınımı diyor. Rüzgar enerjisi diyorsunuz; arıları öldürüyor diyor. Hidro elektrik güç diyorsunuz; doğanın dengesi diyor.
 Yani kısaca birşeyler diyor ama; dediği ``hayır``dan öte gidemiyor.
 Yeni bir yalanda ortaya çıkmış durumda. Sanayi ya karşı temiz Turizm atağı.
 Turizm ve temizlik öyle mi?
 Kapıdağ yarım adasının yıllar yılı geçim kaynağı turizm ve tarımdır. Gelin bir inceleyelim.
 Yıllar yılı gezmediğim koyu, girmediğim ormanı, yürümediğim patikası yoktur. Bilmeyene anlatayım. Koyları pislik içinde. Her denize girilecek yerde iğrenç, estetik yoksunu, mezbelelik motel ve pansiyon kaynıyor. Doğa tahribatı sadece denize atık dökmemek değildir. Çarpık yapılaşma da tahribatın çeşididir.
 İnsan olduğu yerde yerleşme de olur. Birçok koy yerleşmeye açılmış. Ev olan yerde bahçe, bahçe olan yerde tarım var. Tarım olan yerde kimyasal tarım ilaçları ve çevre kirliliği.
 Bizler farkında olmasak da, küresel boyuttaki en büyük mücadele, tarım ilaçlarına karşı veriliyor.
 İnsan olduğu yerde kanalisazyon olur. Arıtma yoksa kanalizasyon felakettir. Kapıdağ içinde arıtma tesisi sayacak olanınız var mı? 
 Ben söyleyeyim yok!
 Peki dağın iç kısımları ne durumda?
 Turizm olduğu yerde insan olur. İnsanın olduğu yerde çöp!
 Bahar aylarında isteyeniniz olursa köşe bucak gezdireyim.
 Mangal kömürü atıkları, plastik torba toplamak bitmez durumda. Yiyecek atıklarından dere boyları kokuyor. Özellikle Manastır bölgesi. 
 Zengin olan mı istersin? Fakir köylü vatandaş mı? İnsan oğlu acımasız. Yüzbin dolarlık spor sedan otomobil ile gelen de var. Taka Anadolu ile gelende. 
 Sadece turizm mi bela? 
 Avcılar ne bulursa öldürüyor. Ormanda kesim yapan şirketler her tür pisliğini orman içine atıyor. Mineral yağ dolu tenekeler. Plastik aksamlar ve başka birçok atık.
 Peki sormak gerek ne oldu şimdi? Sanayi kirliliğinden ne farkı var?
 Kapital tahribata suçu atmayalım! Tahribatın farkı olmaz. 
 İnsan her yerde vahşi ve acımasız.
 Ben yıllar yılı dolaştım dağlarda. Vaşak gördüm, geyik gördüm, sansar gördüm, orman memuru gördüm, ağaç kesicilerini gördüm, otlakta çoban gördüm, ama bir grup insanı hiç görmedim. Kim mi onlar? Doğa savunucuları.
 Türkiye de doğa için mücadelenin büyük bölümü masa başında oturan emeklilerle, sokakta kedi köpek koşturan burjuva ev kadınlarınca yapılır. 
 Ülkemizde birkaç küresel boyutta doğa koruyucusu örgütlenme mevcut. Ancak bu organizasyonlarında kime ve neye hizmet ettikleri bilinmez.
 Çoğu güvensiz ve  samimiyetsiz bulunuyor.
 Doğanın korunması mücadelesi bireyden ve çocuk yaştan başlar. Merkezden çevreye doğru devam eder. Çoğaldıkça güçlenir. Güçlendikçe bilinçlenir.
 Baçep geçmişindeki başarılarını devam ettirmek için kaldığı yerden devam ediyor. 
 Doğayı gerçek anlamda kurtarmak istiyorsak, birleşmenin tam zamanıdır!
 Gelin bahar dönemi ile doğaya çıkalım. Önce öğrenelim, sonra mücadele edelim. Ben rehberlik için gönüllüyüm. Yedi gün yirmidört saat. 
 Bandırma için, Erdek için, Kapıdağ için, Kardağ için süre git gide azalıyor.
 Çok geç olmadan mücadeleye başlayalım!
 Saygılarımla...

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 631