Bugün: 24.11.2017

Ali & Cengiz Oyunu!


Aslında yazmayacaktım. Bu saçma sapan aynı zamanda su kadar berrak iç savaş provasını yazmak istemedim. Yılanın bana dokunması ile allakası yoktu durumun. İçimde ki öfke ve nefret durdurdu kalemimi.
 Gazete ve camia arkadaşlarım çok yazıp çizdiler. Güzel yorumlar yaptılar. Acımazsız eleiştirilerde bulundular.
 Ben bekledim. Sonunu göremek önemliydi. Başlangıcı zaten biliyordum.
 
 Kim nerede, ne yapıyor? Olaylar nasıl başladı? Kim provakatör, kim eylemci? Hepsini analiz ettim.
 İlk gün yazmak, atıp tutmak kolaydı. Ben başyazarımın arkasına saklanıp havlamak istemedim. Zaten hiç havlamadım ömrüm boyunca. Hep aslan gibi kükredim gerçeği.

 Kimileri beni provakatör ilan etmiş olabilir. Bazıları direnişçi kimliğini bana layık görmüştür. Hiçbiri değilim ben. Şimdiden söyleyeyim.
 Gelelim saçma sapan olayların başına. Kim Gezi parkını biliyor? 
 İçinde oturanınız var mı? Ya da Taksim`i bileniniz?
 Hepsini biliyorum. Hamd olsun. Çok gezdim İstanbulda.
 Özellikle Taksimde, İstiklalde, SultanAhmette ve her yerinde.

 Taksim gezi parkı iyileştirme süreci yaklaşık bir yıl önce başladı. 
 İstanbul`un suretini değiştireceğine inandığım için projenin arkasında durdum. Özellikle Taksim`in yayalaştırmasını şiddetle savundum. Tabi zihnimde kabul gören, projenin doğaya saygılı, iyi planlanmış, pratikte işe yarar olmasını istedim.
 Önce Anıtlar Kurulu Topçu Kışlası inşasını uygun bulmadı. Başbakanımız ardından ``Ret kararını reddediyoruz.`` açıklamalarında bulundu. Kısa süre sonra Kültür varlıkları Koruma Yüksek Kurulu kararı bozarak; kışla inşasına izin verdi. Bu durumun karşısında Gezi Parkı koruma ve güzelleştirme derneği, İstanbul 6. idare mahkemesine yürütmeyi durdurmak için başvuruda bulundu. Mahkeme karar vermeden, 27 Mayıs günü Gezi Parkının duvarları ve duvara yakın ağaçlar iş makineleri ile yıkılmaya başlandı. Orada bulunan çevre aktivistleri yıkımı iş makinelerinin önüne geçerek durdurdular. Şimdi bu yaşananlar oldu bittiye getirilmek istenen, Gezi Parkı düzenleme çalışlmalarının sağduyulu insanlarca engellenmesi durumudur. Aksi durumda Mahkeme kararı beklenirken böyle bir stratejik yıkım hamlesi neden olsun? Bu emri kim verdi? Kimden destur alındı? Bir çevreci olarak bu ve bunun gibi birçok olaya yıllardır şahirt olduğum için, aksini idda edecek olanlara ben külahımı gönderirim. 

 Bu durum karşısında ikinci yıkım ve tahrip denemesi 28 Mayıs günü gerçekleşti. İşmakinaları çevrecilerin direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.

 Buraya kadar yaşananlar, klasik Çevreci ve Emperyalist çatışmasıdır.
 Dünya`nın her köşesinden örneklerini görmekteyiz.
 Aynı gün Başbakan Yavuz Sultan Selim köprüsü temel atma töreninde Gezi Parkı göstericilerine meydan okuyarak. Topçu Kışlası inşasından vazgeçemeyeceğini duyurdu. Burada dikkatinizi çekmek isterim. Mahkeme kararı bekleyen bir projenin inşasını için ``Yapacağız, edeceğiz.`` gibi kesinlik içeren sözleri Sayın Başbakan neden kullanmıştır? Hukuk devletinden ve adaletten ödün vermeyen bir partinin lideri olarak, Başbakan kendi politikaları ile çelişkiye mi düşmektedir?

 Bu durumda Hukuk ve adalete sıkı sıkıya bağlı, 12 Eylül canileri ile bile hesaplaşmayı göze alan Başbakanımızın, bu kesinlik içeren sözleri acaba yargı sonucunu önceden bildiğinin bir kanıtı mıdır? 
 Başbakanımız sonucu belli olmayan bir mahkeme kararına dolaylı olarak etki etmiştir. Sanırım Recep Tayyip Erdoğan, danışmanlarını yanlış yönlendirmesine kurban gitmiştir. Aksi bir durumu düşünmek bile istemiyorum. 

 29 Mayıs günü Gezi parkı Felaket senaryosu, gişe yaptı. Sabah saat 05.00 da, veya karga bokunu yemeden Polis Çevik kuvvet ekibleri. Gezi Parkı içinde çadır ve uyku tulumlarında geceleyen Çevre aktivistlerine müdahale etti. 
 Takdir edersiniz ki, uyumakta olan eylemciler üzerlerine gaz bombası atılmasını pek hoş karşılamadı. Gaz bombalarından çıkan kıvılcımlar ile çadırlar tutuştu. Bazı çadırlarda henüz uynamamış göstericiler, alevler içinde kalan çadırlardan zor kurtuldu. 
 Kurtulmaları iyi oldu. Aksi halde biz şu an Gezi Parkı yerine çok daha kötü şeylerden söz edebilirdik.

 Olaylar büyüdü ve daha çok büyüdü. İstiklal Caddesinde yürüyen 20 bin kişilik gruba helikopterden gaz bombası atılması, ipin ucunun kaçtığı an oldu. 30 Mayıs günü İstanbul basının göstermemesine karşın harp alanına döndü. Yaklaşık 7 ilçede çatışma çıktı. İstanbuldan yaşananları an ve an yakın akrabalarım ve arkadaşlarımdan takip ettim. Facebook üzerinden yayınlayamadığım birçok resim ve video gördüm. 
 Sanırım gördüklerimi yayınlasam başıma gelmeyen kalmazdı. 
 Birbirine yardım eden, her inanç ve kesimden İstanbullular. Galyana gelmiş insanlar. Polis ve devleti düşman bellemiş binlerce insan. 
 Öyle üç beş çapulcu değildi hiçbiri. Ama provakasyonunda kapısı aaçılmıştı. Her türlü terörö örgütü, siyasi grup durumu istismar etmek için yollara döküldü. Ülke içinde ki bölücülerin arayıp bulamadığı fırsat buydu. 
 Gezi parkı neyuse ne ama, Taksimde helikopterden gaz bombası atmanın ne kadar fantastik olabileceğini ben bile düşünemezdim. Üstelik bizzat öz kuzenimin tanıklığı sayesinde.

 Polis orantısız gücü aldı başını yürüdü. Bizim devlette adettir. 
 Devler hep haklıdır. Sorunların üstesinden önce kaba kuvvetle gelmeye çalışır. 

 Gezi Parkı harbi devam ederken, her güç odağı bu olaydan nemalanmak istedi. İktidar, muhalefet, sivil toplum, dış güçler, esnaf, sanatçı ve daha saymakla bitmeyecek kişi ve gruplar.

 İktidar oy oranın arttırmak için mazlum edebiyatına başladı. Baş örtüsü hemen dillere dolandı. Eski soğuk savaş propagandası hortladı. Önüne gelen her muhalifi dinsiz ilan eden Başbakanımız, olayların nereye gideceğini tahmin edemedi. 
 Sanırım Akaretlerde görev başında ki polis memurunun dinsizler diyerek jop çekmesini açıklayabilen çıkmadı. Ancak mahkeme de yeminli şahitlik edecek çok insan var. Öncelikle hükümeti uyarmak isterim. Yazıktır günahtır. Artık Türkler eskisi gibi aptal değil. Neden bu oy oranları elinizdeyken, ekonomi istikrara kavuşmuşken, bölgesel bir güç olma yolunda ilerlerken bu ucuz siyasi manevralara ihtiyaç duyuyorsunuz?

 Kimde igerçek iman olduğunu ancak Allah bilir. 
 Gelelim beceriksiz muhalefete. Bir MHP tarafsızlığı gördük. Aslen bu tarafsızlık değil, korkaklıktı. MHP inandığı değerlere uygun olarak, Osmanlı`nın denge politikasını çok başarılı yürüttü. Kimilerine göre Bahçeli oyunu görmüştü. Ne oyunu? Ortada oyun falan yok. Çevre gösteriis ile başlayıp, özgürlük adına devam eden ve sonuna kadar sömürülen bir halk haraketi var. Bahçeli son kalan üç beş oyu kaybetmemek için ustaca bir siyasi manevra ile kendini kurtarma çabasına girmiştir.

 CHP Gezi Parkı aktivistlerini destekleyerek (kullanarak) Ak parti hükümetini yıpratma hayallerine kapılmıştır. Hayalleri kısa sürede hüsrana dönmüştür. Birçok CHP vekili gerçek çevre aktivistlerince reddedilmiştir. BDP parka sonuna kadar destek olmuştur. Eğer destekleri samim ise alınlarından öperim. 
 Yok değil nemalanma yarışında kar amacı güdüyorlarsa, hiçbir şey demiyorum.
 Ortada birçok sayamadığım grupta var. Ellerde taş yüzde maske, yağdır polisin üstüne. Polis zavallım kendi mesai arkadaşlarını yaptıkları şuursuz müdahalenin bedelini ödüyorlar.
 Yerlerde uyuyan. Taksim meydan da gösterici ile muhabbet eden, İstiklal`de voleybol oynayan, hatta göstericiye `` Hadi be kardeş dağıt şu arkadaşlarını da gidip eve karımı çocuğumu göreyim.`` diye yalvaran polis. 

 O da bizim polisimiz değil mi? Peki basit bir özrü hor gören ve her fırsatta haktan bahseden devlet nerede? Ne yapıyor? 

 Niçin 1 günde bitecek olayların bu hadde gelmesini seyrediyor? 

 Günler sonra özür geliyor. Eleştiri geliyor. Ama geç oluyor. Yüzlerce yaralı, 5 ölü, milyonlarca maddi zarar. 

 Birde aptalca yorumlar var. Yok efendim bu dış mührakların oyunuymuş falan filan. Gafil insanlar bizim kendi devletimiz ve halkımız varken dış mihraka ne ferek var? Efendim Yahudi kapital güçler bu planı kurmuş, Neo Conmuş, Suriye gizli servisiymiş atan tutan. 
 Arkadaşlar kendinimizi kandırmyalım. 540 milyar borcu olan Türkiye`nin müdahaleye ihtiyacı yok. Türkiye zayen Dünya emperyalizmi hizmetinde bir garip ileri karakol. 
 Daha düne kadar CFR başkanı Haas`ın İstanbulda yaptığı konuşma sonucu, Dost ESAT, nasıl bir anda ESET oluverdi? 
 Türkiye Avrupa ne istediyse yasalaştırdı. Amerika ne istediyse verdi. Afganistan`a asker, Lübnan`a asker.

 Gel! geldim Obama. Git! gittim Obama. Türkiye her yıl verdiği bütçe açığını aldığı borç ile kapatıyor. 

 Türkiye güçlü falan değil. Güçlü olmadığı içinde Dünya emperyalizminin hedefi değil. Geçin bunları sayın Gezi Parkı karşıtı yalakalar. 

 Yaoılması gereken basit. Güvenilir olarak kabul edilen hükümet, halkıyla daha çok bütünleşecek. Sayın Başbaka kibirden arınacak. Gerekirse halkın dayatmasını kabul edecek. 
 Halk ise olaylarda provakatörlük yapan kişileri polis müdahalesini beklemeden enseleyecek. Bakın bu kadar basit. Daha fazlasına gerek yok. İki tane basit hamle bu yaşanan olayları büyümeden durudururdu.

 Malesef ne hükümet ne de Halk sağduyuda sınıfta kalmıştır.

 Toplum ayrışmış. İnatla AKP ve inatla Direnişe destek grupları çıkmıştır. 

 Allah akıl fikir versin. Bir gerçeği söylemeden sonlandırmayayım.
 Yaşananlar Devlete uyarı niteliğindedir. İlk olarak halkın eskisi gibi aptal olmadığını, halka dayatarak hiçbir şey yaptırılmayacağını göstermiştir. İkincisi durumdan faydalanan iç düşman nasıl kısa sürede ülkeyi bir savaşa sürükleyebileceğini göstermiştir.

 Devlet bundan sonra dikkatli olmalıdır. 

 Saygılarımla...
   

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1097