Bugün: 25.06.2017

ADIM ADIM İÇ SAVAŞA



Akacak kan damarda durmaz, demiş atalarımız.  Ne kadar doğru söylemişler. 
 Olacak ile ölecek olana çağre yok der, sokak jargonu. Bu da doğrudur.
 Birde cami duvarına işemek deyimi var. İntahara eş değer eylemlerin bütününü temsil eder. 
 Bizim meleketin durumu her üç söze tam anlamıyla şablona oturur gibi oturuyor. 
 Yalnız ülkenin durumu için işemek eylemi hafif kalıyor. Biz tüm yurttaşlar olarak, cami duvarına işemiyor; adeta Kabe`nin üstüne tükürüyoruz. 
 Umursamazlığımız hat safhada, Vurdumduymazlığın zirvesine  ulaşıyoruz. 
 Bencilliğimiz tavan yapmış durumda. Kendi cebimiz hariç hiçbir değer yargısı ile ilgilenmiyoruz. Vatan elden gidiyor, görmemezliğe geliyoruz.
 Ulus devlet olarak sona yaklaşıyoruz. Bunu artık daha net görüyoruz.
 Dünya tarihinin göreceği en büyük iç savaşlardan birine adım adım yaklaşıyoruz.
 Küreselleşme masalları içinde, Türkiye Cumhuriyetine biçilen sona varıyoruz. Bölünme, parçalanma ve güçsüzleşme yolunda hızla ilerliyoruz. Ne gariptir ki, bütün bu durumu kendi elimezle hazırlayıp fırına veriyoruz. 
 Barış süreci ve Nevruz Bayramını geride bırakırken mevcut durumu analiz etmek şarttır.
 Peki durum nedir?
 Hızlıca üstünden geçelim! Elimizde bir vatan. Bir kurucu Türk Milleti ve ona tabi olan çok sayıda etnik grup var. 
 Her aptal olmayan milletin yapacağı gibi biz Türkler kendi vatanımızı, kendi bayrağımız ve dilimiz ile birlikte kurduk.     Üstelik binbir güçlük ve mücadele ile bunu başardık. 
 Bu başarının arkasında binlerce yıllık bağımsızlık geleneği, adil yönetim anlayışı, hak olanı korumaya yönelik hissiyat vardı.  Gelenek ve inançlarımız ülke kurmakta ki en büyük yardımcılarımızdı. 
 Birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde tek bir ulustan oluşmuyor.
 Vatanı yeniden kurarken; bizimle beraber vatan toprağı üzerinde emeği olan başta Kürtler olmak üzere diğer halklarıda unutmadık. 
 Onlarada seçme ve seçilme hakkı verdik. Eşit yurttaşlık haklarından yararlanmalarını sağladık. Aralarından bakanlar ve başbakan çıktı. Eşit eğitim hakkından yararlandılar. Eşit vergi verdiler. Dışlanmadılar, aynı yatırım programlarına dahil oldular. Devletin ekonomik gücü ile doğru orantıda her imkana sahip oldular.
 Gün geçti, emperyalizm onlarca yıl öncesinden kurduğu planları bir bir devreye soktu. Güçlü Türkiye Cumhuriyetini orta doğu planları için tehdit olarak görerek, ülkemizi ayrıştırmayı uygun buldu. 
 Sonuç! 40 yıldır süren terör ve kaos sonucunda masaya oturtulmuş Bir Türkiye Cumhuryeti!
 Şimdi Tarihe, Osmanlı`nın dağılma dönemine bakıyoruz ve anlıyoruz.
 Türkler masadan hiç galip ayrılamadılar. Lozan`da buna dahildir. Tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz. Aksine idda edenin anlını karışlarım. Kazanmış olsaydık; zaten masaya oturmak zorunda kalmazdık! Bu kadar basittir.
 Düşman artık kapımızdadır. Düşman ayrılıkçı Kürtlerin ta kendisidir!
 Kardeşlik, barış ve istikrar artık yalandır. Ortada kabul edilmiş bir Kürt Milleti vardır. Kürt Milleti artık uyanmışdır. Onların gözünden bakınca haklı olunabilmektedir. 
 Ancak mesele adalet meselesi değildir! 
 Mesele kimin haklı olduğu meselesi değildir! 
 Mesele kimin galip geleceği meselesidir!
 Galip olan güçlüdür ve haklıdır!
 Önce bilinmesi ve anlaşılması gerekir. Kürtlerin sosyolojik ve ekonomik sorunları vardır ve çözülmesi gerekir. Bu mevcut bir durumdur. Akılda tutalım.
 Türkiye cumhuriyetine ortak halk olmak isteyen, kapitalizmin desteklediği, maşa olarak kullanılan ve kendilerini kullandıran Kürtlerin haince duruş sergilemeleri başka bir mevcut durumdur. Bunu durumuda akılda tutalım.
 Kürtler Irak, İran, Suriye ve Türkiye`de bölünmüş olarak yaşamaktadır. Doğrudur. Ancak tüm silahli direniş Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yoğunlaşmıştır. Türkiye`de köy ve mezralar basılmıştır. Türkiye`de sivil öğretmen, doktor ve mühendisler kurşuna dizilmiştir. Türkiye`de yol kesilip provakasyon yapılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin unsurlarına karşı gerilla savaşı başlatılmıştır.
 Peki neden? Basit çünkü amaç Kürt Milletinin bağımsızlığı ve hakları değildir. Amaç Türkiye Cumhuriyetini güçsüzleştirmektir. Amaç Türkiye Cumhuriyetinin dinamiklerini dıştan içe çevirmesini sağlamaktır. Amaç yeniden restorasyon için uygun ortamı hazırlamaktır. Bu bağlamda PKK uluslararası güçlerin resmi olmayan ordusudur.
 Sözde Kürt silahlı direnişi Suriye, Irak ve İran`a karşı eş zamanlı yapılsaydı; amaç Kürt Milletinin hakları ve bağımsızlık isteği olarak görülebilirdi. Böyle olmadı!
 Öyleyse PKK, ona bağlılığı olan partiler, PKK`yı haklı gören tüm Kürtler, emperyalist Ali Baba ve Kırk Haramiler çetesinin kendisidir.
 PKK`yı özgürlük ordusu olarak gören vatandaşlarımıza çağrıdır; lütfen Küba devrimini okuyup iyi anlasınlar. 
 Hak nedir? Nasıl elde edilir? İyi öğrensinler. Silahlı direniş nedir? Bir askere silah doğrultmak ile bir sivile silah doğrultmanın ahlaki farkının farkına varsınlar! 
 PKK ve tüm destekçileri cinayet işleyen katillerdir. Durum bu kadar nettir. Ancak vahim olan birçok Kürt Vatandaşmızın bu katil çetesinin peşine takılmış olmasıdır.
 Peki ne yapılmalı. Eğer düşmanlık başladı ise; ki bence çoktan başlamışdır. 
 Kartlar açık olarak poker oynanmalıdır. Hükmetin PKK ile görüşmesi durdurulmalıdır. Silahlı Kürt unsurları mağdur ve haklı görülmemeli ve gösterilmemelidir. Her daim kırk yıldır akan kan hem Türklere hem de Kürtlere hatırlatılmalıdır. Gerekirse propaganda yapılmalıdır. Derhal silahlı mücadeleye geri dönülmelidir. Kürt hakları PKK ile müzakere ile değil, devlet tarafından bağımsızca kanun ile verilmelidir.
 Malesef yazmaya elim varmasada, Birkaç bin gerilla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile eşit görülmektedir. 
 Malesef söylemeye dilim varmasada, artık Kürtler ile Türkler arasında ki ayrışma kemikleşmiştir. 
 Bu ayrımın temelleri Ak Parti hükümeti tarafından atılmıştır. İyi niyetle de olsa, PKK durdurulmak istenirken; sorun daha da kronik hale gelmiştir. Biz Türkler buna kaş yaparken göz çıkarmak diyoruz...
 Şimdi ortada hiçbir şey yok! Neden felaket tellallığı yapıyorsun diyenlere sesleniyorum. Hiçbir silahli güç amacına ulaşmadan, durup duruken silahlara veda etmez. Silahlara veda etmesi için yenmesi veya yenilmesi gerekir. Yenilmediği aşikar olduğuna göre yenmiştir. Kazanmıştır. Güçlenmiştir. Veya kazanmak üzeredir.
 PKK kazanırsa Türkler kaybeder. Hesap bu kadar basittir.
 ``Biz sadece kendi dilimizde eğitim almak istiyoruz. Bağımsızlık önemli değil.`` sözlerine inanan gerizekalı varsa, buyursun uyumaya devam etsin.
 Dil kabul edilirse, millet kabul edilir. Millet kabul edilirse, toprak vermek kabul edilir. Toprakla beraber yer altı ve üstü kaynaklar el değiştirir. Türkiye güç kaybeder.
 Mevzu sadece Türkiye`nin bölünmesi değildir. Kurulacak Kürt devleti emperyalizmin en acımasız güçlerince kullanılacaktır. 
 Batı sömürgeciliğine karşı duran İran, Türkiye, Suriye ve Lübnan gibi ülkeler yanı başlarında yeni bir düşman ile tanışmış olacaklardır. İsrail`den sonra bir gökten inme bela devlet ortadoğuda yer alacaktır.
 Kürtlere hatırlatmaktan geri duramam. Emperyalizmin müttefiği olmaz. Emperyalizmin köpeği olur. Her işçi köpek gibi, kızak çekmeye gücü kalmayan köpeğin sonu arka bahçede tek kurşunla infaz edilmektir. 
 Eskiden Sovyet gücüne karşı ileri karakol olarak kullanılan Türkiye`yi arka bahçede infaz etmeye çalışıyorlar. Biz Türkler ayıdan post olmayacağını hiç anlayamadık. Umarım Kürtler anlarlar!
 Saygılarımla...

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 607