Bandırma yaklaşık 8 yıldır Sahil Bandı konusunu tartışıyor. Aslında, 8
yıllık süreç bile yaşanan tartışmalara ışık tutmaktan uzak.
Neden?
Çünkü, AKP belediye Başkan adayı olarak, Cemal Öztaylan, başkanlık
koltuğuna oturmadan önce de, özellikle Dr. Halil Ünlü döneminde, bu konu
bir sorun olarak kapımızı çalmıştı.
O nedenle, hiç kimse, bu konu ve sorun sanki mevcut yerel yönetimin
sorunuymuş, Pekel ve yardımcıları iş başına gelince başlamışçasına ele
almamalı.
Peki, Sahil Bandı konusunun bir sorun haline gelmesinin nedeni ne ?
BANDIRMA SİYASETE
MEZE YAPILMAMALI
Daha önce de falarca yazdım. Bu rahatlıkla çözümlenebilecek ve
geçiştirilebilecek konunun bir sorun haline gelmesinin ana nedeni,
siyasi rekabet ve polemik konusu haline getirilmiş olmasından
kaynaklanmaktadır.
Dikkat edin..!
Konu, doğrudan Bandırma ve Bandırma’lıları ilgilendirmesine karşın,
konunun siyasileştirilmiş olması, çözümsüzlüğü beraberinde getirmekte..
Peki, sorun ne?
Sorun, Banırma Liman inşaatının bitirilmesi sonrası, mülkiyet
ilişkilerinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına karşın çözümlenememiş
olmasından kaynaklanmaktadır.
Şöyle ki, denizin doldurularak, kazanılan alanın mülkiyeti Hazine’ye
aittir. Bu alanın kullanımı, Belediyelere aittir. Yapılması gereken, bu
çerçevede Hazine adına Maliye Bakanlığı ile Belediye arasında bir
protokol hazırlanarak, mülkiyeti Maliyeye ait, alanın üst kullanım
hakkının Belediyeye devrinin yapılması, bu çerçevede Maliye ve
Belediyenin kendi işlerine bakmasıdır.
Hazine’ye ait bu alanların kullanım haklarının yerel yönetimlere devri,
arşılıksız da olmamakta; bu alanların üzerine yapılan işletmelerden elde
edilen gelirin %30’u Hazine’ye, %70’i Belediyelere kalmaktadır.
BU İŞİN SORUMLULULARI BELLİ
Bandırma’nın beceremediği, Liman sahası içersindeki bu alanıyla
ilgili, yasal düzenlemeleri siyasi nedenlerle bir türlü
başaramamasıdır.
O nedenle, bu konunun sorun haline gelip, kentin ayağına dolanmasının temel sorumluları öncelikle şunlardır:
a-) Özellikle bugüne kadar ki, iktidar milletvekilleri…
b-) Bugüne kadar ki, belediye yönetimleri…
Bunun üçüncü ve en önemli ayağı ise, merkezi ve yerel iktidarı elinde
bulunduranları harekete geçirme gücüne sahip olan siyasi partiler, sivil
toplum örgütleri ve basının üzerine düşeni layıkıyla yapmamasıdır.
O nedenle, bu kentte yaşayan bizlerin hiç birinin, tek yanlı bağırıp çağırma, şikayet etmek hakkı yoktur!
Önce, yurttaş ve kentdaş olacağımızı ve bizi temsil ettiğine inandığımız insanları göreve davet etmesini beliceğiz.
Bilmiyorsak, bu konuda yaşadığımız gibi, çekeceğiz..
Neden?
Çünkü, karşımızdaki milletvekili ya da belediye başkanı da olsa, bu
makamları ve temsil gücünü veren, bizleriz ve bu kişilerin kentin
sorunları karşısında mazeret ve laf üretmek, işden kaçmak gibi bir
hakları bulunmamaktadır..
Ne yapacaklar..?
Paşa paşa önümüzde sorun olarak ne varsa, çözmeye aday ve taraf olup, çözecekler..!
Mecburlar mı?
Evet, mecburlar..
Yapmıyorlarsa..?
Bunun bedelini ödeyecekler..
Bir daha aynı makamlara ve temsil gücüne yurttaş ve kentdaş izin
vermeyecek, genel ya da yerel seçimlerde, demokratik hakkını kullanarak,
bir daha bu isimleri SEÇMEYECEK..!
Biz, Bandırma ya da bölge insanı olarak, yurttaş ve kentdaş olarak,
bu demokratik haklarımızı kullanamıyoruz. Kullanamadığımız için de
yıllardır çekmeye , bizlerin oyları sayesinde bir yerlere gelmiş
olanların oyuncağı olmaya devam ediyoruz.
BU SORUNUN TARAFI,
BANDIRMA HALKI’DIR!
Evet, dönelim yine Sahil Bandı konusuna..
Öncelikle şunu belirtelim: Bu konu siyasileştirilecek bir sorun değildir. 150 bin nüfuslu kentin tamamını ilgilendirmektedir.
O nedenle, bu sorun karşısında Bandırma Halkı, taraftır. Çünkü, Sahil
Bandı’nda gezinmek, yürümek, bir yerde oturup bir yudum çay içmek, spor
yapmak, balık tutmak, yemek yemek, çocuğunu parkta eğlendirmek
Bandırma’lının en temel kentsel hakkıdır. Ötesi, insanca ve sağlıklı
yaşamak, aynı zamanda Anayasal bir haktır.
İkincisi, bu hakkın kullanımında aracı olan işletmeler ve işletmeciler
ile Belediye var. Bu insanların da mağdur edilmesi, Anayasal bir hakkın
kullanımının dolaylı ya da dolaysız olarak engellenmesi demektir.
Sonuç da, Sahil Bandı’nın kullanım hakkı ile ilgili yaşanan sorunların
muhatapları kimler ise, bu sorunları yasalar ve kamu yararı lehine,
çözmedikleri sürece ANAYASAL bir suç işliyorlar demekdir.
Hukuk ve yasalar, devlet yöneticiliği bunun için vardır. Onun için
karşımızdaki her kimse ve hangi makamı temsil ediyorsa, olaya bu açıdan
bakmak ve kamunun çıkarlarını gözetmek zorundadır. Hiç bir idareci,
kamunun haklarını, şu veya bu siyasal partinin ya da temsilcinin
konumuna, durumuna yada isteğine göre belirleyemez.
Bu önemli…
Çünkü, Bandırma, bunun tersi karar ve uygulamaları, girişim ve çabaları
bugüne kadar özellikle Sahil Bandı konusunda defalarca gördü, yaşadı.
Örneğin, bir zamanlar, bu kentin kaymakamı, Sahil Bandı’nın kullanımı
konusunda yerel yönetimi zan altında bırakabilmek için, Kristal Kafe’nin
yerini üç katlı, eski Belediye Binası olarak ilgili Bakanlığa şikayet
etti.
Kent olarak, bu tür olumsuz örnekleri unutmamak, bilmek zorundayız.
SİYASETTE AK-KARA
MANTIĞI VE CHP!
Dönelim günümüze…
Sahil Bandı ile ilgili son yıllarda en ciddi düzenleme Öztaylan’ın belediye başkanlığı döneminde yaşandı.
Bir deniz kenti olan B:andırma’nın denizle ilişkisi, topu topu 500
mt.lik sahil bandıyken, Öztaylan, bu ilişkiyi muhteşem bir noktaya
taşıdı. Ufkumuzu genişletti.. Denizle kucaklaşmamızı sağladı. Nefes
aldık..!
Eksiği ya da yanlışı vardır, hiç önemli değil. Düzeltilir, eksiği varsa
tamamlanır. Ama, Öztaylan’ın Sahil Bandı ile ilgili attığı adım, DEV bir
adımdı.
Bitmedi..
Öztaylan, Sahil Bandı’nı üzerindeki sosyal donatı alanlarını da yeniden
düzenleyerek, yeniden yapılandırdı, kente bir çok yeni işletme
kazandırdı.
Bunu yaparken de, belediyenin cebinden kuruş çıkartmadan, maliyetleri işletme sahiplerinin üzerine yıkmayı becerdi.
Bir kentin, yapılan işler ve üretilen hizmetler, yatırımlar konusunda
toplumsal heyecan duyması çok önemlidir. Bandırma, heyecanla, bu süreci
dolu dolu yaşadı.
İşte, bugün yaşadığımız bir çok sorun da bu süreç de başladı, yaşandı.
Biz de yaşanan sorun, Cumhuriyet tarihiyle yaşanan sorunla özdeşdir.
Bir türlü, iktidar ve muhalefet partileri arasındaki demokratik dengeyi
ve ilişkiyi yapıcı bir biçimde kuramıyoruz.
O günlerde CHP’nin İlçe Başkanlığını yapan, Rahmetli Mustafa Öz ve bir
çok CHP’li Sahil Bandı’nda yapılan düzenlemelerin ve ypılan tesislerin
Kıyı Kenar Kanunu’na aykırı olduğu,vb…, nedenlerle eleştirmenin
ötesinde, Kaymakamlık nezdinde şikayet konusu yaptı.
O günlerde bunun yapılmaması ve Hazine ile yerel yönetimin karşı karşıya
getirilmemesi , getirilirse farklı sorunların yaşanacağı yönünde
Öztaylan/ Eraydın yönetiminin CHP’lileri ikna etmek yönünde özel bir
çabası da oldu, ama ne fayda..!?
Bu durum, CHP tarafından, Öztaylan/Eraydın yönetiminin zayf noktası
olarak görüldü, çabaları böyle yorumlandı ve daha fazla üzerine gidildi.
Buradaki zafiyet şudur: Ülkeyi koyduk bir tarafa… Bandırma’da geleneksel
siyaset, geleneksel siyasi yapı, geleneksel yerel yöneticilik anlayışı
statükoyu savunmayı ve korumayı içerir. Kent, yıllardır, statükonun
teslim aldığı bir kenttir. O nedenle, statükoyu kim zorlamış ve
parçalamış, aşmaya çalışmış, hizmet çıtasını yerel yönetimde yükseltmeye
kalkmış ise, HEDEF’dir.
Beni, kentsel konu ve sorunlarda, şu veya bu parti, şu ya da bu partinin
temsilcisi falan fazla ilgilendirmiyor. Kentte yaşanan hemen her şeyin
temeline particiliğin ya da siyasetin konmasının ve buna göre yön
bulmaya çalışmanın fazla anlamlı olduğuna da inanmıyorum.
Tam tersi, herkesin kendisine göre bir siyasal tercihi ya da partisi
olabilir ama kentsel konular ve sorunlar karşısında bu siyasal
farklılıkları demokratik bir zenginlik olarak görüp, kentsel yada
bölgesel açıdan kamu çıkarlarının gözetilmesi gereğine inanıyorum.
Ötesi, toplumda ayrımcılığı, gerilim ve çatışmayı körüklüyor.
Sahil Bandı konusunda son on yıldır yaşanan sorun, AKP ve CHP arasında böyle başladı ve Öztaylan, bunu hiç unutmadı!
İşte, rahmetli Öz’ün CHP ilçe başkanlığı döneminde Sahil Bandı’yla
ilgili Kaymakamlığa yazılı ya da sözlü yapılan şikayetler, önce
kaymakamlığı harekete geçirdi. Şikayetler, Mal Müdürlüğü ve diğer
konunun ilgili muhataplarına taşındı. Bir süre sonra da Hazine avukatı,
Sahil Bandı’ndaki Öztaylan’in belediye başkanlığı döneminde
gerçekleştirilen düzenlemelerle ilgili dava açtı.
SİYASETTE KİMİN KAZANACAĞI
YA DA KAYBEDECEĞİNİN
GARANTİSİ YOKTUR!
Şu yapılamaz mıydı?
Öztaylan/Eraydın, 29 mart 2009 yerel seçimleri öncesinde, bu hukuksal
sürece müdahil olup, Sahil Bandı ile ilgili yeni duruma uygun Maliye
ile yeni bir protokol imzalayamazlar mıydı?
Yapmadılar!
Bence, Öztaylan/Eraydın yönetiminin şikayetle başlayan hukuksal süreçte
yapmamalarının öncelikli nedeni, 29 Mart yerel seçimlerini
kaybetmeyeceklerine olan inançlarıydı ama olmadı, kaybetiler.
8 YILDA 2 CHP..!
İlginçtir ve düşündürücüdür.!
Bandırma’da iki CHP var..
Birincisi, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde muhalefet etme
dürtüsüyle hareket eden, suçlayan, Öztaylan/Eraydın ve yönetimiyle
ilgili çok ağır itham ve iddialarda bulunan, iktidarı almak için
siyaseten her şey mübahtır alayışıyla hereket eden Makyevelist CHP..
Ve, 29 Mart 2009 yerel seçimlerini kazanarak, iş başına getirilen, yerel iktidarı eline geçirmiş CHP…
Öncelikle Bandırma, son 8 yılda yaşanan iki CHP arasındaki farkı
görmek, bilmek ve sorgulamak zorunda. Bu işin ve ayrımın farkında
olanların başında ise, Belediye Başkanı Sedat Pekel geliyor.
Nasıl mı!?
PEKEL HERŞEYİN FARKINDA AMA..!?
Daha önce de yazdım.
Pekel, geleneksel siyasetin ürettiği bir siyasi kişilik.İktidar
mücadelesinin de iktidar olmanın da ne demek olduğunu çok iyi biliyor.
Beğenirsiniz beğenmezsiniz, ama bu kentin son 20-30 yılına siyaseten
damgasını vurmuş, öne çıkmış, siyasal ve sosyal yaşamda belirleyici
olmuş, iki isim var: Biri Sedat Pekel, diğeri ise, Cemal Öztaylan’dır.
Bu yönüyle; Pekel, Öztaylan’ı çok iyi biliyor ve tanıyor, Öztaylan da Pekel’i çok iyi biliyor ve tanıyor.
Peki, Dursun Mirza ve Ozan Onur’un konumu ne?
Siyaseten her iki isim de CHP’ye, yama’dır ve CHP içersinde aynı konumda
olan bir çok “yama” söz konusudur. Bu tanımlamayı Mirza ve Onur’u
küçümsemek için yapmıyorum. Ancak, her ikisinin de Pekel’le aynı politik
meziyetler kategorisinde değerlendirilmesinin, en başta Mirza ve Onur’a
hakaret olacağına inanıyorum. Bu durum, CHP dışındaki sol’un en büyük
handikabıdır.
Peki, Pekel, neyin farkında?
Başkan Pekel, merkezi ve yerel iktidarla muhalefet arasındaki politik
ilişki de, hemen her şeyin AK-KARA mantığıyla ele alınmasına ve
politikanın bu anlayışla biçimlendirilmesine karşı.
Örneğin, Pekel, CHP’nin yerel iktidara muhalefet ettiği süreçte, Sahil
Bandı ve KİPA Projesiyle ilgili söylemine ve geliştirdiği şikayet
eksenli politikalara karşı olduğunu bir çok kez dile getirdi.
GELENEKSEL STATÜKOCU
SİYASİ ANLAYIŞIN İFLASI!
Ne zaman?
Yerel iktidarı kazandıktan sonra!!!
Temelinde ne var?
Çünkü, her iki konu da iktidarı alışıyla birlikte bizzat CHP’nin ayağına dolandı.
Bu konuda, CHP’nin siyaset anlayışını sorgulamak, eleştirmek,
tutarsızlığını sergilemek mümkün ama konuyu sadece CHP nezdinde
değerlendirmenin sorunların tek başına çözümünde etken olacağına
inanmıyorum.
Çünkü, esas olan, Türkiye’de egemen olan, geleneksel statükocu,
seçkinci, anti demokratik siyaset anlayışının sorgulanması ve bu
anlayışla hesaplaşılması gerekiyor.
Örneğin, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde muhalefet
partilerinin seçim gezilerinde parti başkanlarının ve belediye başkan
adaylarının söylemi, “ Hizmet ve yatırım için, merkezi iktidarla yerel
iktidarın aynı partide olması gerekmiyor. Bandırma Belediyesinin
kaynakları, gelirleri yeterli. Ankara işine baksın, biz işimize bakalım”
idi…
Bu söylemin, bir çok açıdan gerçeği ifade etmediği, vatandaşa gerçeklerin söylenmediği, üç yıldır ortaya çıktı.
Buradaki temel sorun, iktidar nimetlerinin ve olanaklarının aynı siyasal
parti elinde toplaşması demek olmadığı ama siyasetin demokratik zeminde
ve diyaloga açık şekilde yürütülmesinin şart olduğudur. Siyasette rest
ya da karşılıklı restleşme çok ama çok özgün koşulların ürünüdür.
İşte, Bandırma, yerel iktidar ve muhalefetiyle, partiler arası
rekabeti ve restleşmeyi çok uç noktalarda yaşadı ve bugün bunun
bedelini bir çok alanda ödemek zorunda kalırken, fatura zaman zaman
bizzat Bandırma’lıya çıktı.
BANDIRMA VE BÖLGEDE DEMOKRASİ
GÜÇLERİ SINIFTA KALDI!
Şimdi, bu nokta da, yaşanan süreçle ilgili bir saptama yapmakta da yarar var.
İktidar partisi AKP ve muhalefet partileri arasında yıllardır yaşanan
iktidar amaçlı siyasi rekabetin, genel olarak siyasi bir hesaplaşmaya,
hatta ülkenin ve rejimin varlık-yokluk sorununa indirgendiği biliniyor.
Bu hesaplaşmaya, siyaset dışı güçlerinde girdiği, AKP’nin askeri bir
darbe ya da askerinde dahil olduğu AKP karşıtı güçlerin siyasete
müdahele edilmesi yönündeki çabalara kadar vardırıldığı da bir gerçek.
CUNTACILIK, SİYASAL
YAŞAMIMIZIN NE KADAR İÇİNDE?
Bu önemli..!
Çünkü, Türkiye’de parlementer demokrasinin ve çağdaş bir sosyal hukuk
devletinin koşulu, her ne gerekçeyle olursa olsun, Cuntacılık eğiliminin
ve Cuntacılığın siyaseten mahkum edilmesinden geçiyor.
AKP bunu layıkıyla yapıyor mu yapamıyor mu,; Cuntacılarla
hesaplaşılırken olayı muhaliflerini susturmanın bir vesilesi olarak mı
kullanıyor, yargı gerçekten bu işin neresinde ve bağımsız mı, son
günlerin argümanlarıyla ifade etmek gerekirse, askerin vesayetinden
Emniyet’in vesayet dönemine mi geçiyoruz, Silivri günümüzün Bastill’i
mi, ABD ve İsrail, küresel efendiler bu işlerin neresinde gibi
tartışmalar bir yana…Balıkesir ve Bandırma, dün bu tartışmaların
neresinde idi ve bugün neresinde, ben bunu da sorgulamanın önemli
olduğuna inanıyorum.
Tabiri caizse, ormanı gözden kaçırmayalım ama tek tek ağaçları da
görmezden gelmeyelim. Bu aynı zamanda yaşanmış ve yaşanmakta olan
sürecin anlaşılabilmesindeki diyalektik ilişkiyi de bize sunuyor. Birini
göremezseniz diğerini görebilmeniz, anlayabilmeniz mümkün değil.
Ben, Cuntacı değilim..! Halka ve halkın demokratik insiyatifine
inanırım. Bu inancımın temelinde, demokrasi ve özgürlüğe olan inancım
vardır. Faşizmin, her türlü zulmune uğramış bir insan olarak da,
kimsenin faşizmi şirin göstermek yönündeki çabasını anlayabilmem mümkün
bile değildir.
Faşizme ve her türlü Cuntacı eğilime karşı iman tazeleyecek halimiz
olmadığına göre, bu sorunun Bandırma ile ilişkisi ne, buna bakmak lazım!
CUNTACI EĞİLİMLER VE BANDIRMA!
İtham ve iddia ediyorum ki; 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinden
başlayarak, Bandırma ve bölgedeki siyasal sürece darbeciler de müdahil
oldular…Yaşanan siyasal süreci el altından yürüttükleri organize
faaliyetlerle adım adım kirlettiler, provoke edip, hedef olarak
belirledikleri isimlere ve kurumlara, partilere karşı sistemli ve
bilinçli şekilde karalama kampanyası yürüttüler ya da figüran olarak
birilerini öne çıkartıp,tepe tepe kullandılar.
Bu sürecin hala mağdurları var.
BANDIRMA’DA DEMOKRASİ
GÜÇLERİ SINIFTA KALDI!
Örneğin, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde, Bandırma ve bölgede
belli kişiler ve kurumlar nezdinde yürütülen dezenformasyon faaliyeti ve
toplumsal kışkırtmalar bilinmesine karşın, bu konunun üzeri bilinçli
olarak örtüldü. Siyasal ve sosyal alanda, bu olaylar dizininin demokrasi
ve özgürlük eksenli hesaplaşmasından ısrarla uzak duruldu.
Derdimin, Emniyet ya da Savcılık açısından birilerini bu sürecin
anlaşılabilmesi ya da aydınlatılması için davet etmek olmadığını
belirtmeliyim. Tam tersi, Bandırma ve bölgenin demokrasi ve özgürlük
güçleri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve basının bu olayı
sorgulaması ve anlaşılır kılabilmesi gerekmektedir.
Bandırma ve bölge, bu tarihsel sorumluluğunu, ne yazık ki, layıkıyla yerine getirememiş, sınıfta kalmıştır.
BİLİNMEZLER BİLİNİR
HALE GELMELİ!
Cuntacılığın, Sahil Bandı konusu ile ne alakası var, diyebilirsiniz.
Doğru..Ben, yaşanmış ve hala yaşanmakta olan siyasal bir sürecin
anlaşılabilmesinden, şifrelerinin tek tek kırılıp çözülmesinden,
bilinmezlerin bilinir kılınmasından söz ediyorum..
PEKEL DE DERDEST
EDİLİRSE ŞAŞIRMAYIN!
Bunun bir diğer önemli yönü ise, dün, yerel iktidarı ele geçirmek
için her yol mübahtır şeklinde sergilenen politik anlayışın bu kez
önümüzdeki yerel seçim sürecinde muarızlarının rövanşist bir anlayışla
siyaset sahnesinde yer alabilme riskidir.
Örneğin, Başkan Pekel’in de, siyaset dışı yönelimlerin,
anti-demokratik ve hukuk dışı yeltenişlerin sinsi hedefi haline
getirildiğini bir düşünün, bu kabul edilebilinir mi!?
Onun için siyaseti, kapalı kapılar ardında oynanan bir oyun olmaktan
çıkartıp, siyasete siyaset dışı demokratik olmayan müdahalelerin önüne
geçilmesi, hepimizin temel derdi olmalı.
Yeniden konumuza dönelim…
YANIT BEKLEYEN SORULAR…
Birincisi, Başkan Halil Ünlü döneminde Maliye ile imzalanmış Sahil
Bandı’nın kullanımına yönelik protokolün süresinin 2011 yılı içinde
bittiğini biliyoruz. Peki, bu protokol süresi bitmeden, protokolün
yenilenmesi yönünde Başkan Pekel ve yönetiminin bir girişimi oldu mu?
İkincisi, Protokolün süresinin bitişinden bugüne aradan 11 ay geçmiş
olmasına karşın , Başkan Pekel ve yönetimi, konunun muhatapları olan
Kaymakamlık, Mal Müdürlüğü, Hazine Avukatı ile hiç biraraya geldi mi,
geldiyse ne gibi sonuçlar elde edilebildi?
Üçüncüsü, Sahil Bandı’nda işletmecilerden alınan kira bedellerinden
Hazine’ye aktarılması gereken pay, Hazine’ye ödendi mi, ödenmedi mi?
Kiracı olarak Sahil Bandı’nda bugüne kadar hiçbir yükümlülüğünü yerine
getirmemiş olanlara karşı yerel yönetim olarak , yasaların veya
mevzuatın öngördüğü neler yapıldı? Yoksa, işletmecilerin bir kısmı
sorumluluğunu yerine getiirken, kimi işletmeciler siyasi nedenlerle
“hoş” mu görüldü?
Dördüncüsü, sorunun başlangıcından bugüne milletvekilleri Öztaylan
ve Havutça’ya bilgi verilmesi ve yardımlarının istenmesi yönünde Başkan
Pekel ve yönetimi tarafından özel bir çaba harcandı mı? Örneğin, her iki
milletvekili de Belediye Meclisi’ne davet edildi mi?
Beşincisi, sorunla ilgili, konu bir dosya haline geirilip, başta
Ticaret Odası olmak üzere siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin
bilgilendirilmesine ve çözüm için hareketlendirilmesi yönünde bir adım
atıldı mı?
SADECE ÖZTAYLAN DEĞİL,
HAVUTÇA DA DERTLİ..!
Bu soruların hepsinin kamuoyu nezdinde, Başkan Pekel ve yönetimi tarafından aydınlatılması gerekiyor.
Örneğin, CHP Milletvekili Havutça, konuyla ilgili olarak, bugüne kadar
Başkan Pekel ve yönetiminin, önüne ne bir dosya ne de çözüm yönünde
biraraya gelerek görüşmek için bir girişimde bulunmadığını vurgulayarak,
“ Ben, Esnaf Kefalet Kooperatifi kongresinde ilk kez bu sorunun yüksek
sesle dillendirilmesine tanık oldum. Ancak, bu konu önceden bizlerle de
görüşülüp, çözüm yolları konuşulabilinirdi, bu olmadı. Kongre sonrası
Milletvekili arkadaşım Öztaylan’la Ankara’da bu konuyu karşılıklı
görüştük ve çözümü için bize ne düşüyorsa, yapmak yönünde ortak karara
vardık. Ancak, sorunun Öztaylan-Pekel arası rekabete ya da çekişmeye
indirgenmesi endişesini ben de yaşıyorum. Yoksa, Hazine Avukatı Ekber
Çırpanlı’yla görüştüm, sorunun çözümüne gayet pozitif yaklaşıyor. Bence,
siyasi kaygılardan uzak, çözüme herkes pozitif yaklaşmalı.”dedi.
SORUNU BÜYÜTEN, ÇÖZÜMÜNDE
FİRAR ETMEMELİ!
Öztaylan ise, Havutça kadar bu konuda rahat değil.
Öztaylan, öncelikle Sahil Bandı ile ilgili yaşanan hukuksal sürecin
bitmesi ve çözüm için uygun, hiçbir bürokratı sıkıntıya sokmayacak,
hukuksal bir zeminin oluşurulmasını, bu nokta da Maliye Bakanlığı
nezdinde girişimlerde bulunarak, protokolün imzalanmasında yardımcı
olabileceğini vurguluyor.
Öztaylan, şöyle diyor:
“ Bu konunun bir sorun haline gelmesinin sorumlusu Başkan Pekel ve
yönetimi ile CHP’nin muhalefet anlayışıdır. Bunun sorumlusu ne partim ne
de benim. Protokolün süresinin biteli 11 ay olmasına karşın ne Hazine
ile Milli Emlak’la ne Mal Müdürlüğü ile ne Kaymakamlıkla bir kez
görüşmemiş yerel yönetimin, şimdi bu sorunu iktidar partisi ve Öztaylan
gelsin, çözsün demesi bence manidar. Sahil Bandı’yla ilgili Hazine’ye
intikal etmiş, dosyada 22 şikayet var ve bu şikayetlerin sahipleri
belli. Ortada sonuçlanmış mahkeme kararı var. Ne yapılmış, Temyiz’e
gidilmiş. Peki, yarın Temyiz de karar onanırsa, protokol için imza veren
ya da onay veren bürokratlar ne yapacak? Burun için öncelikle sorunun
çözümünde hukuksal zemin sağlanıp, ondan sonra çözüm için son adım
atılmalı. Ben, olay bu noktaya taşınırsa, çözüm için elimden geleni
yaparım”.
Hep yazdım, hep dillendirdim.
AKIL TATİLE ÇIKARTILMAMALI!
Olaylar ve olgular karşısında, AKLIN gözetilmemesi ve AKIL yerine
duygusal reflekslerin öne çıkartılması, Bandırma’yı yaşanan sorunlar
karşısında çaresizliğe itiyor ve kolaylıkla işin içinden
çıkılabilecekken, herşey bir anda arap saçına dönüyor.
Çünkü, sorunların çözümü, aslında yaşanan ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN içinde gizli…Ne
yapılması ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini, , en azından
yapılmaması gerekenleri yapmayarak işe başlayabiliriz.
Ters denklem..!
AKİL ADAMLAR VE BANDIRMA..!
Kuşkusuz, bu AKIL FUKARALIĞI’nın bir diğer nedeni de, Bandırma’da son
10 yıldır yaşadığımız AKİL ADAMLAR’dan yoksun olmamıza bağlanmalı.
Bandırma’da siyaseti ve siyasetçiyi kentsel ve toplumsal çıkarlarımız
için dizginleyebilecek, yol ve yöntem önerebilecek bir AKİL ADAMLAR
TOPLULUĞU yok..!
Siyasal ihtiras ve çıkarlar, siyaseti de siyasetçiyi de, KÖR ediyor.
Bunun da en önemli nedeni, iktidar partisi AKP’nin genelde izlediği
politikalardan kaynaklanıyor. Çünkü, kentsel ya da bölgesel olay ve
olgularla ilgili söyleyecek sözü olanlar, KORKU ve ENDİŞE İÇERSİNDE…
Özellikle milletvekili Öztaylan’ın yerelde izlediği hırçın siyaset,
iktidarın genelde izlediği politikalarla birleşince, toplum ve bireyler
üzerinde farklı psikolojik kaygı ve endişelere neden oluyor. Kimse
kendisini, kendi varlığını güvence altında hissetmiyor. Kimin başına,
nerede, ne zaman, nasıl, ne geleceği belirsiz.. Kim, neyle
suçlanacağını, kendisine nasıl bir suçlu elbisesi giydirilebileceğini
bilemiyor.
O zaman, çözüm, SUSKUNLUK ve GERİDE DURMAK olarak öne çıkıyor.BİAT
KÜLTÜRÜ öne çıkarken, kelimenin tam anlamıyla sorunlar karşısında
YAVŞAMA başlıyor, DİK DURUŞ ve CESARET aranan meziyetler haline geliyor.
AKP, GERÇEK DEMOKRASİ VE
ÖZGÜRLÜK ALANLARINI
GENİŞLETMELİ!
Öztaylan, sıkça yerelde iktidarda oldukları günlerde, her konuda ses
veren, tencere tava çalıp protesto gösterisi yapanlara gönderme
yaparak, “ ŞİMDİ NİYE YAPMIYORLAR” diye soruyor.
Yaşananlardan, tanık olunanlardan sonra kimsede hal mi kaldı Sn. Öztaylan!?
AKP iktidarının en büyük sorunu, bugün toplumun ve bireylerin içine
itildiği SUSKUNLUK’dur. Bu suskunluğun mimarı ise, AKP iktidarının
yerelde ve geneldeki uygulamalarıdır. Bugün yerelde ve genel seçimlerde
AKP’ye oy vermiş insanlar bile, bu alandaki endişelerini ve korkularını
dillendirme noktasına gelmişlerse, oturup düşünmesi gereken bizzat
AKP’nin kendisi olmalı, diye düşünüyorum.
Çünkü, siyasette ve sosyal bilimlerde, bir yanlış iki doğruyu
götürmediği gibi, tam tersi olarak, bir yanlış, iki doğruyu bile
silebiliyor..
Sonuç olarak; Bandırma, yıllardır, Sahil Bandı ile ilgili yaşadığı sorunlar konusunda, çözümü eline yüzünü bulaştırmış durumda.
Geç mi, kaldık, hayır..!
Çünkü, aklın yolu bir ve ortak akılla Bandırma bu sorunu rahatlıkla çözebilir..
ÖZTAYLAN VE HAVUTÇA
Sn.Havutça, sorunun çözümü noktasında önemli bir açıklama yaptı.
Sahil Bandı’nda Hayal Çay Bahçesi ve Şehir Kulübü’yle ilgili yargıya
intikal etmiş ve her iki binanın yıkımı yönünde verilmiş mahkeme
kararının, Temyiz aşamasında, Yargıtay tarafından lehte sonuçlandığını
ifade etti.
Buyrun, size sorunun çözümü için hukuksal zemin..!
Keza, Hazine Avukatı Ekber Çırpanlı, sorunun çözümü için Bandırma
Belediyesi’nin önünde hiçbir engel bulunmadığını belirterek, Sahil
Bandı’nda yapılmış yapıların İmar Plan Değişikliği konusunun Belediye
Meclisi’ne getirilerek, değişikliği kabul etmesi ve Bayındırlık
Bakanlığı yetkililerine de onaylatması durumunda ortada hiçbir hukuksal
engelin bulunmayacağını; sorunun çözümünün önünü açacağını vurguladı.
DİLALOG OLMADAN OLMAZ
Ben, Öztaylan’ın iktidar partisi gücünü de arkalayarak, bu sorunu
çözmek yerine, siyaseten şark kurnazlığı yapıp, önümüzdeki yerel
seçimlere kadar bir şekilde uykuya yatıracağını sanmıyorum.
Önce, kent yaşamında söz sahibi olanlar, biraraya gelerek, arşılıklı
saygı çerçevesinde, demokratik bir zeminde sorunu ele alıp, çözüm
konusunda kendi aralarında bir mutabakata varabilmeli. Bunun için, tek
bir insani meziyet gerekiyor: KARŞILIKLI OTURUP, KONUŞMAK…
Basın üzerinden konuşulmasının, tarafların basın üzerinden birbirine
mektup yazmasının çözümü hiçbir katkısı yok. Tam tersi, işleri daha da
zorlaştırıyor. Bu konuda, o mu bu mu suçlu tartışmasının da bugün için
fazla anlamı yok. Önce ÇÖZÜM..! Sonrasında, siyaseten kim ne diyecekse,
çıksın, konuşsun..!