gafas ray ban
hermes
oakley sunglasses
mbt danmark http://s-e-c.com.tr/
Sonkurşun
Alış Satış

Euro Alış Satış
Dolar Alış Satış
Sterlin Alış Satış
 
realite
 
Alpgün GÖRGÜN
CUMHURİYETİN SONU
3 Subat 2012, Cuma  21:40 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dünyada tarih boyunca egemen bir sınıf, egemen bir şahıs ve egemen bir sistemin yer aldığını biliyoruz.
 Bu güçler bazen birbirleri yanında yer alarak tarihin en büyük devletlerini oluşturmuşlar. Bazen tek tek güç odağı haline gelip faşist bir rejime geçişin hazırlıklarını başlatmışlardır.
 Cumhuriyet yeni çağ ile icat edilmedi. Demokrasi Avrupa Birliği ile dünyaya gelmedi. Birey hakları ilk defa liberalizm ile tartışılmadı.
 Zaman ve yer önemi olmadan insanoğlu her zaman farklı ideolojilerle yaşamını sürdürdü.
 İdeolojilerin yaratıcısı insandır. İnsanlar hayatla aralarındaki etkileşim sonucu tepki verirler. Gelişen refleksler, bireyin yaşadığı habitat ile ilgilidir.

 Yaşam içindeki reel etmenler, yediğiniz yemek, oturduğunuz konut, sevdiğiniz insan, yönetildiğiniz rejim, size verilen haklar ve sizin istek arzularınız.
 Bu ve sayamadığımız fenomenler, baktığınızda gördükleriniz ve göremediklerinizin sebebini ortaya çıkartır.
 
 İnsan bilinen evrende biyolojik olarak var olan bir canlı türüdür.
 Kendi türü dışındaki diğer az gelişmiş türler ile aynı yaşam ortamında ve aynı yaşam prensiplerinde var olmaktadır.
 Yaşamı boyunca farklı türlerle benzer şekilde beslenir, üremesini gerçekleştirir. Birçok canlı gibi yaşam için oksijene ihtitaç duyar. Üremek için kendi vücudunun olanaklarını kullanır.
 Yaşam döngüsünü devam ettirmek için aynı temel dürtülerle haraket eder.
 Thomson ceylanı cita gördüğünde kaçmaya başlar. İnsanda bir katilin elinden kaçarak ya da savaşarak yaşamını devam ettirmeye çalışır. Bunun adı korkudur. Bir boz ayı otla ve etle beslenerek, vücut ihtiyaçlarını giderir. İnsanda hem etçil hemde otçuldur.
 
 O zaman insan ve hayvan temelde ayrılmaz biyolojik sistemler, fenomenlere ve dürtülere sahiptir.
 Bu dürtüler ise zamanla körelebilir. Yok olabilir. Değişebilir.
 İnsan kendi çevresinin etkisi altındadır. Hiçbir insanda tam anlamıyla özgür değildir.Karnı tok olan insanın, aç olanı anlayamaması bu sebeptendir.

 İnsan yaşamı süreç olarak ikiye ayrılır. İlk süreç temel yaşam desteğinin mevcut sürdürülebilir seviyeye gelmesi.
 İkinci süreç ilk sürecin sonunda bireysel gücün ve bilginin benmerkez harici kullanılması durumudur.Kısaca insan temel ihtiyaçları doyum noktasına erdiğinde  bir değişim eşiğine girer.
 Medeniyet dediği bilinç ile oluşturulmuş sistem için çalışmak veya mevcut biyolojik durumunu korumak için yaşamak.
 Bu iki insandan biri geleceği belirleyen kişidir.

Mesela, ortadoğunun petrol zengini ülkelerinden birinde yaşayan kişi, demokratik hak ve özgürlük kavramlarından pek az haberdardır. Onun için demokrasi ve cumhuriyet gereksiz birer ayrıntıdan başka bir şey değildir. O kişi için yemek içmek, uyumak ve üremek yeterlidir.
 Oysa gelir düzeyi düşük, hayat standartlarında varlığını sürdürümeyen insan, hayata karşı açlığını bastırması gerekir.
 Çalışmalı para kazanmalı. Eğitim sürecini belirlediği noktaya getirip bilim ve teknik alanlarında sıfat ve ünvan sahibi olmalı.
 Hem kendi hemde ailesi için gerekli ihtiyaçları gidermelidir.
Bu sosyal ekonomik şartlar aile veya devlet tarafından karşılanabilirse kişi daha az efor sarf edecektir. Ancak tersi bir durumda kişi haklarını elde etme sürecinden geçmelidir.
 
 Bu sosyal ve ekonomik haklar bazen taelp edilerek; bazen de zorla alınmalıdır. Günümüzde hali hazırda küresel olarak yaşam ihtiyaşlarını sağlayamayan devletler mevcuttur. 
 
 Küba devrimi günümüze en yakın örnektir. Batista karşısında ezilen çiftçinin demokratik hak ve özgürlüklerini araması, o halk yığının doğal yaşam refleksidir. Şah Pehlevii yönetiminin getirdiklerini benimsemeyen Farisiler, darbeyle şah´ı indirerek yerine İslam şeriatına uygun bir rejim ve Cumhuriyet yönetimini getirmişlerdir. İki farklı coğrafya iki farklı devrim iki farklı kurulan yönetim sistemi. Aralarındaki benzerlik olağanüstü hallerde insanın çeveresinden etkilenerek çevresini değiştirmesi durumudur. Memnuniyetsizlik halkları harakete geçirmiş ve durumdan başka bir sonuç doğmasına yol açmıştır.

 
 Avrupa birliği üyelerinin üzerinde durdukları birey hak ve özgürlükleri ilkeleri, kendileri için önem arzu eden bir konu.
 Dünyada bu özgürlük biçimini benimsemeyen birçok ülke var.
Avrupa eski bir coğrafya, zaman içinde ülkeler ve halklar iç savaşlar yaşamış. Sınıfsal çatışmalar dinsel savaşlar görmüştür.
 İki Dünya Savaşı bu coğrafyanın eseridir. Sistemi kurulu bir toplumsal yapı ile kusursuzluğa ilerleyen insan toplulukları için bireysellik önemli. Bizim ülkemiz için bol keseden atmaları ve ahkam kesmeleri bu sebeptendir.
 Avrupada ülkelerindeki etnik gruplar ülke bütünlüğünü tehdit edecek güce sahip değiller. Bu gücü barındıran azınlıklar ya asimile edilmiş ya da onlara tanınan göz boyayacak ufak tefek ayrıcalıklarla susturulmuş durumdalar. Böylece Avrupanın birey hak ve özgürlükleri kolayca kabul edilmesi gereken bir real durum.
 Başka bir açıdan bakacak olursak, ekonomileri zaman zaman sarsılsada her birey hayatı idame ettirecek ekonomik sınırın kat ve kat üzerinde yaşamaktalar. Bizim endişelerimize sahip değiller.
 Olası çekinceleri gelecekte bu ekonomik gücü koruyup koruymayacakları.
 Zaten güçlü devletler ve Kapital güçler gelecek için planlarını yaparak güçlerini korumayı başarıyorlar. Avrupa ülkeleride bu ekonomik gücü sürdürecektir. Dolayısı ile Avrupalı parayı nasıl kazanacağından çok, insan hakları gibi evrensel konular üzerinde çalışmayı sürdürüyor.

 Türkiyede durumlar farklı, geleceğini düşünmekten intahara kadar sürüklenen vatandaşlarımız mevcut. Terör, enflasyon, iç ve dış borç, yüksek vergi oranları ve işsizlik bireyin geçinebilmesinde etkin faktörler.
 Bizler zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti halkının duyarsızlığından yakınızırız. Ama bazende hak veririz onlara.
 Türkiyede yaşayan bir insanoğlu en temel ihtiyaçlarını karşılamadan nasıl Demokrasi ve Cumhuriyet ile ilgilenir?
 Mevcut siyasete nasıl entegre olabilir? Sivil topluma ne kadar katkı sağlayabilir?
 Cumhuriyet için en tehlikeli insan tipi Türkiyede yaşayan  insan tipidir. Sadece paraya endeksli yaşamını sürdüren bir halk kitlesi.
 Bu tip insan mevcut ekonomik ve siyasi sistemler için oldukça faydalıdır.
 Günümüzde iş gücü büyük oranda insana aittir. Bu iş gücünün makinelere devri tam olarak gerçekleşebileceği zamana kadarda böyle kalacaktır.
 Dolayası ile insan eşittir, emek, sermaye, KDV ve ÖTV demektir.
 Cumhuriyet her bireyin kabullendği yegane yönetim biçimidir.
 Daha iyisi bulunamadığı için ideal düzen olarak kabul edilir.
Bu düzen çekirdek unsurlarını korusada bazen evrim geçirip değişebilir.
 Bazen iki meclis, farklı seçim kanunları, yönetenlerin hak ve ödevleri gibi.

 Evrim hep olağan üstü durumlarda ortaya çıkar. İnsan kendi yaşamını tehdit altına girdiğini gördüğünde mutlak bir değişim içine girer. Cunhuriyette Türkiyede bir tehdit unsuru ile doğmuş.
 Bir ihtiyaç olarak devam etmiştir. Meşrudiyet ilanı Osmanlı imparatorluğunun dağılmasını önlemek amacı ile gelmiştir.
 İmparatorluğun yıkılması ve işgal yılları, Cunhuriyetin doğumuna neden olmuştur.
 Şimdi Türkiyenin geleceği karanlık ve bilinmezler ile doludur. Bu değişimden pek az insan haberdardır. Değişim Cumhuriyetin zayıflatılması yönüne gerçekleşmektedir. Değişim aynı zamanda halk üzerindedir. Halkın bütün olmaktan koparılması. Bireyin ön alana çıkması birlik ve beraberlik amacının katli vacip olmuştur.

 Romadaki rejim değişikliği en güzel örneklerden biridir. Romada cumhuriyetin vefatı sancılı ve kanlıdır. Bir Dünya gücünün nasıl oluştuğunu bilmek için Roma tarihini okuyun.
 Romanın en zor dönemlerinden biri MÖ 1. yüzyıldır.
 Roma anadoluda çıkan isyanlar ile sarsılıyordu. Anadolunun romanizasyonu gecikmiş ve senato duruma uzun süredir çözüm bulamamıştı.
 Batıda galya romanın başına bela olmaya devam ediyordu.
 Bu durum 1. triumvirlik kurulmasının baş sebepleridir. Üç ayrı askeri lider gayri resmi olarak Roma senatosonu egale ederek yönetimi ele geçirdi. Pompey, Crassus, Julius, MÖ 63 de üçlü diktatörlük sistemini getirdiler. Senatodan daha hızlı kararlar alarak, aldıkları kararları uyguladılar. Önce anadolu isyanlarının önüne geçildi. Daha sonra Julius´un kişisel gayreti ile Galya fethi tamamlandı. Crassus´un ölümü ile eli güçlenen Julius, Sezar ünvanını alarak Arkadaşı ve Pompey´i iç savaş sonrası egale etti. Tek kişi kalan Sezar Julius senatoda kendini ömür boyu diktatör ilan ettirerek Cumhuriyete darbe vurdu.
 Daha sonrası suikast sonucu öldürülen Sezar yerine yine bir iç savaş sonucu ilk imparator olan üvey yeğen Octavian Agustus geçmiştir.
 Cumhuriyetin yıkılması, senatonun ve egemen sınıfların gözleri önünde gerçekleşmiş; ancak birkaç Cumhuriyet sevdalısı senatör haricinde kimse kılını kıpırdatmamıştır.
 Türkiyede bir geçiş süreci yaşanmaktadır. Nasıl bir geçiş olduğu, nereye geçildiği, nereye gidildiği bilinmesede; olaylar bunun açık kanıtıdır.
 Merkezi yönetim biçimi Cumhuriyet ve demokrasiden faşist ve baskıcı bir düzene doğrudur. Siyasi liderler aynı Fransa kralı 14. Luı gibi devlet benim demektedirler. Aynı Romada olduğu gibi olağan üstü durumların en olağan üstülerini yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu duruma destek vermektedirler.
 Bitmeyen terör, düzelmeyen ekonomi gibi kadim sorunlar, halkın rejimi sorgulamasına sebep olmaktadır. Yine aynı kronik problemler içinde yüzen halk, siyasi olaylar ile ilgilenmez olmuştur.
 Türk halkının kırılma noktası artık çok yakındır. Halk birinci yaşam sürecinin içinde kendi ekonomik yaşam standartlarını yakalamak adına sıkışıp kalmıştır. Yaşama dahil olmak ve medeniyet adına çalışmak en son amaçlardır. Buda mevcut Kapital sistem için en hayırlısıdır.
 Sezar gibi yetenekleri olan liderlerimiz olsa; belki mevcudiyetinin kabul edilebilirliği sorgulanabilirdi. Suriyeye kafa tutan, İsrail´i tehdit eden liderlerimiz harakete geçmediği sürece Sezar olamazlar.
 Sorun aslında halkın ne istediğidir. Halk diktatörleri desteklemediği sürece hiçbir faşist lider olamaz.
 Halk ne istediğini bilmemektedir. Devlet 5 yıllık kalkınma planı hazırlarken; birey, bir haftalık kalkınma planı hazırlayamamaktadır.
 O zaman al kızını koy çuvala, salla salla vur duvara...
 Yetmiş milyon insanı çuvala koymaya adamda yetmez.
 ABD bunuda yapar. Biliyorsunuz birkaç askerimizi çuvallamışlardı.
 Ne istediğini bilen Türkiyenin var olması umuduyla hatırlatalım.
 Sezar en yakınındaki arkadaşı hatta çocuğum dediği kişi Brutus tarafından da hançerlenmiştir. Son sözlerinden biri kai su teknon: ´´sende mi çocuğum?´´ dur. Sezar Brutus´a çok şaşırmış olacak. Türkiyede bu olay olsa, şu yorum yapılırdı.
 ALLAH ŞAŞIRTMASIN !!!
 
Bu haber 107 kez okunmuştur.
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar
1/10
SARI PAŞA
Üye Girişi
SARI PAŞA
Röportaj
Emreköy Muhtarı Mesut Hürriyet Beyhan ile özel röportaj..
hotel panderma
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
SARI PAŞA
REKLAM   l  İLETİŞİM   l   KÜNYE   l   GİZLİLİK İLKELERİ   l   RSS