|
|
Kentimizin gururları
Kategori |
: Köşe Yazıları |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 98 |
Tarih |
: 09 Mart 2010 11:52 |
Bugün 8 Mart… Dünya Emekçi Kadınlar Günü..
Kutlamalar çoktan başladı. Karanfiller, güller dağıtıldı. Kadınlara saygılar sunuldu. Mutlu oldu kadınlarımız bir gün olsa bile, hatırlanmanın anısına. Kimileri pahalı armağanlar aldı, yakınlarından, kimileri önemsenmedi, unutuldu yaptıkları kayda değer bile bulunmadı, görev tanısı içinde değerlendirildi. Olsun dedi kalbi kırık kadınlar belki gelecek 8 Martlarda bir karanfil, bir papatya’da bize getiren olur. 8 Martlar da onurlandırılan kadınlar, 9 Martta unutulmuşluğun, eskiye dönüşün düş kırıklığını uzun bir süre yaşarlar. Yaşarlar da diğer hem cinleri için ne yapabiliriz, hatta kendimiz için ne yapabiliriz konusunda pek ayrıntıya girmezler. Öz eleştiriyi pek Sevmeyen biz kadınlara, kendimizi de katarak gözlemlerimi sunuyorum. Pozitif ayrımcılığı: elde var bir, şekli kullanıyoruz. Bir sıfır Önde başlamayı, hak diye içselleştiriyoruz. Bu’da sorunlarımıza daha çok sahip çıkmayı itekliyor. Yasal haklarımızı öğrenmek yerine, hak arama konusunda zaman kaybediyoruz. Hakları öğrenmenin, bir yurttaş görevi olduğunu unutuyoruz. Oysa yasal düzenlemelerin izleyicisi olmak, bu konuda diğer hemcinslerimizi’de bilgilendirme görevini, devletin sorumluluğuna terk ediyoruz. Kadın sorunları, cinsiyet ayrımı, cinsiyet temelli şiddeti çoğu kez, ” bana dokunmayan yılan bin yaşasın “ temelinde çözüm arıyoruz Sorunlarımızın, ülke sorunlarından ayrı çözümleneceğine İnanıyoruz. Yoksulluk, demekrosi, eşitlik, özgürlük, istihdam sorunlarımızın temeli ülke sorunlarıdır. Çalışkan, özverili hemcinslerimizi hem hayranlıkla izliyor hem de eleştiriyoruz. Yandaş olmamız gerekirken yan çiziyoruz. Onlar yine de bizlere kızıp, alınmıyorlar; sessizce doğru bildikleri yolda yürüyorlar. İşte bugün doğru bildikleri yolda yıllardır yürüyen dört kadını tanıtmak istiyorum. Melda Edin Şükran Aksakal Zühal Şirin Zahide Özdemir… Yıllardır kentimize, öyle güzel hizmet ettiler ki, Çoğumuzun ruhu bile duymadı. Neden mi? İşimiz önde biz arkada olmalıyız parokasına öyle tutkuyla sarılmışlar ki; Ortalık yerde, onları çok göremezsiniz. Hiç mi sorunları yoktu bu kadınlarımızın, Çok mu boşluk vardı Yaşamlarında? Hiç biri değil. Toplumun sorunlarını öylesine yüklendiler ki, kendi sorunlarını adeta unuttular. Tıpkı Namık Kemal’in dizelerindeki gibi. Rüyalarında bile neyi, nasıl yapacaklarını düşlediler. Kimi zaman yorgunluktan kendilerini taşıyamayan ayaklarına destek buldular; kimi zaman hastane odalarında yatarken kollarında serum iğneleriyle planlar, projeler kurguladılar. Evdeki hastalarını, çocuklarını yakınlarına, olmazsa, komşularına emanet edip, kimsesizlerin kimsesi olmaya koştular. Melda Anne, Şükran Anne, Zahide Anne, Zühal Anne oldular. Kendilerinden yaşlılara’da, gençlere’de Çocuklara’da… Salya sümük ağlayanlarla, onlarda ağladılar. Sınav kazanan çocuklarla kıvanç duydular. Tıpkı evde bıraktıkları çocukları gibi. Öyle sorunlar çözdüler ki, İnanasınız gelmez. Hamur açtılar, kasap olup bıçak kullandılar. Et doğradılar. Ocak başlarında, Sarı sıcakta gözlemeler yaptılar. Sırf beş on kuruş daha gelsin dernek kasalarına, gelsin ki, daha çok insan yararlansın, diye. Onları görüp, tebrik ettiğinizde, İnanın mahçup, mahçup bizler görevlerimizi yaptık, Diyen seslerini duyar gibiyim. En mutlu anları, derneğin daracık odasında çaylarını yudumlarken, bu gün de dertlere az da olsa derman olduk. Söylemindeki konuşmalardır. En büyük hayalleri ne mi? Kentimize bir kız öğrenci yurdu kazandırmak. Bu konuyu öyle benimsemişler ki; Sormayın. Hani yer de var diyesim geliyor. Diyorlar ki; eğitimli olan yurttaşlar, ülke yüzünü güneş gibi aydınlatır. Bu aydınlık kadınlara kentimiz çok şeyler borçlandı. Kız öğrenci yurdu için destek verirsek, kentin güneşlerini yaratabiliriz değil mi?
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|