|
|
Osmanlıca bir dil değildir!
Balıkçı'nın yönettiği panelde konuşan Hepçilingir ve Özker, Türk dilinin zenginliğine vurgu yaparak, TDK'nın yeni sözcük türetmede geç kalmasının dili mizin yabancı sözcük saldırısına uğramasına neden olduğunu söylediler.
Kategori |
: GÜNCEL |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 38 |
Tarih |
: 09 Mart 2010 11:25 |
"Ses Bayrağımız Türkçe ve Bilim Dili" konulu panel Kaymakam Ali Mantı, Belediye Başkanı Sedat Pekel, İlçe Milli Eğitim Müdürü Şakir Demirhan ve öğrencilerin katılımıyla Ticaret Odası Konferans Salonunda gerçekleşti. Yöneticiliğini Gazeteci-Yazar Önder Balıkçı'nın yaptığı panele konuşmacı olarak Balıkesir Üniversitesi İBF'den Doç. Dr. A.Niyazi Özker ve Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili Bl. Öğrt. Görv. Feyza Hepçilingirler katıldılar. Konuşmacıları kısa olarak dinleyicilere tanıtan panel yöneticisi Balıkçı, "Panelimiz iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm -Ses Bayrağımız, Türkçe konusunda Feyza Hepçilingirler, ikinci bölüm -Bilim Dili, konusunda ise A. Niyazi Özker görüşlerini sizlerle paylaşacaklar."diyerek panelin açılışını yaptı.
Hepçilingirler; Osmanlıca yazım dilidir, yazıldığı gibi de okunamaz! Ses Bayrağımız Türkçe konusunda görüşlerini açıklayan Hepçilingirler, "Türkçemiz Orta Asya’dan itibaren göç yollarında bazı dillerin etkisinde kalarak 16. Yüzyılda zirve yapan Osmanlıca olarak bilinen sözde bir dili konuşmaya başlamıştır. Osmanlıca bir yazım dilidir, yazıldığı gibi okunamaz, içeriğine baktığımızda da anlamını bildiğimiz sözcük yok gibidir. Bunun içindir ki Osmanlıca bir dil değildir. Daha sonra ki zamanlara baktığımızda bu seferde Osmanlıcanın Batının etkisinde kaldığını görürüz. Önce Fransa ile oluşan sıkı fıkı ilişkilerin etkisini görürüz. İncelediğimizde demiryolları ve moda terimlerinin çoğu Fransızca sözcüklerden oluşmuştur. Bugün ise Amerika ve İngilizlerin etkisine girdiğimizi görürüz. İngilizce sözcüklerin akımına uğrayan Türkçemiz ucu bucağı olmayan bu sözcüklerin istilasına uğramıştır. Bunun tek suçlusu da Türk Dil Kurumudur. Çünkü, bu kurumumuz yabancı terim ve sözcüklerinin Türkçe karşılıklarını bulmakta hem geç kalıyor hem de zorlanıyor. Buldukları sözcükler ertesi gün basınımızda mizah konusu oluyor. Bir diğer önemli etken ise eğitimimizde öngörülen ezberciliktir. Oysa ezber bilgi insanları aptallaştırır. Diğer bir önemli husus ise bilmediğimiz kelimeleri kullanarak olağanüstü yabancılaşma hayallerimizin önünü açıyor ve aynı zamanda gizemli olduğumuza inanıyoruz. Yabancı bir sözcüğün Türkçe karşılığını bilmiyoruz ama o sözcüğü kullanmaktandan da geri kalmıyoruz. Mesela, okullarımızda yabancı dil eğitimi veriyoruz, peki öğretebiliyor muyuz? Hayır, öğretemiyoruz. Neden? Çünkü, Türkçe'yi bilmiyoruz. Aslında dilimiz çok büyük bir zenginliğe sahiptir. Dil bilimcileri dilimizi incelediklerinde dile getirdikleri izlenimleri Türklerin çok zeki insanlar olduklarıdır. Çünkü, çok büyük bir dil zenginliğine sahibiz. Türkçeye bakıldığında kural dışılık azdır, yani dilimiz kuralları olan bir dildir. Maalesef, biz dilimizin kıymetini bilmiyoruz ve korumuyoruz. Bakıyoruz, devletin televizyon kanalları bile yabancı dizi çevirilerinde öğrenci konumundaki insanlara çeviriler yaptırıyor. Neden? Çeviri maliyetleri, oysa bir dilin korunmasının maliyeti rakamlarla ölçülemez. Anlayacağınız dört bir yandan Türkçemizi hep beraber bitiriyoruz. Bu yaptığımız bir salaklık halidir, hem kendimize hem de dilimize sahip çıkmalıyız."dedi.
Özker; Dil,canlı bir varlıktır! Bilim Dili konusunda ise Özker, " Bilim Dili olamıyoruz deniliyor ama bunun tek suçlusu da biziz, çünkü tercihlerimizi devamlı bir şekilde yabancı sözcük veya terimlerden yana kullanıyoruz. Hal böyle olunca da dilimiz hakettiği yerde olamıyor. Dil canlı bir varlıktır, en doğru bir şekilde kullanarak onu yaşatabiliriz. Ama biz ne yapıyoruz, yazamadığımız bir dilin sözcük ve terimlerini kullanarak o zenginliği görmezden gelerek konuşuyoruz. Böyle yaparak yarım bir dil yaratıyoruz, bunun sonucunda da bilim dili olamıyoruz. Neden? Karşılığını bulamadığımız sözcükleri kullanıyoruz. Bunun da tek sorumlusu Türk Dil Kurumudur. Akademisyenlerin devamlı dile getirdiği bir konu vardır, derler ki, akademik yazılar akademik dil ile yazılmazsa, Akademik bir yazı olmaz. Aslında bu durum açıklamak istedikleri sözcüklerin karşılığını bulamamaktan kaynaklanan bir durumdur. Bilim dili yabancılaşmış bir dildir. Biz bu dili kullanarak kendimize büyüsel bir güç sağlamaya çalışırak, çekici büyüleyici ve gizemli konuma getirdiğimizi sanıyoruz. Sonuçta herşeyin her sene değişime uğradığı bir eğitim sisteminin gölgesinde bizim burada bilim dili olamayan Türkçemizi sorgulamamız ne kadar doğrudur bilemiyorum. Ben bu konumda olduğum halde anlamıyorum öğrenci nasıl anlayacak."dedi.
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|