Bugün: 23.11.2017

ARICAN: HEDEF 2019.!

ARICAN: HEDEF 2019.!
Gazeteci-Yazar Engin Arıcan, büyükşehir belediye başkanlarının istifası ve sonrası süreci EKSPRES ve Son Kurşun gazetelerinde değerlendirdi.09.11.2017 10:26

AK Parti kurucu genel başkanı ve lideri Erdoğan’ın başta İstanbul, Ankara ve Bursa büyükşehir belediye başkanları olmak üzere Balıkesir büyükşehir belediye başkanı Ahmet Edip Uğur’u başkanlık görevlerinden istifaya davet etmesi ve   parti üst yönetiminin de doğal olarak bu yöndeki karar ve davetini yinelemesinin siyasi ve sosyal yaşamda değişik tartışmaları ve tepkileri tetikleyeceği biliniyordu ve bekleniyordu.


O zaman da yazdım, vurguladım.


Türk siyasal ve sosyal yaşamında çok partili siyasal yaşama geçtiğimiz günden bugüne tanık olmadığımız bir karar ve davete tanık oluyorduk. Böylesi bir karar ve davetin, AK Parti kurucu lideri Erdoğan yanı sıra iktidar partisi açısından ciddiyeti de, kamuoyunda ve siyaset dünyasında değişik tartışmalara ve tepkilere neden olacağı da açıktı.


Muhalefet cephesinde genel kanı Erdoğan ve iktidar partisinin almış olduğu bu karar ile tabiri caiz ise siyaseten “kendi ayağına kurşun sıktığı” ve  “ kendi kuyusunu kazdığı” yönünde idi…


AK PARTİ’Yİ İYİ OKUMAK GEREKİYOR


Öncelikle belirtelim…


AK Parti’nin 2001’de kuruluşundan bugüne tarihine yabancı olmayanlar ve yerel yönetimler konusunda siyasi reflekslerine, yazılanlara ve söylenenlere tanık olanlar açısından söz konusu büyükşehir belediye başkanlarının yasal görev süreleri dolmadan görevlerinden istifaya davet edilmeleri ve görevlerinden alınmaları sürpriz ya da şaşırtıcı değil.


Bu önemli mi, evet, önemli..!


Çünkü, yerel seçimlere 1,5 yıl gibi kısa bir zaman kalmışken iktidar partisinin ve siyasi liderinin kendilerine “iş” arıyorlarmış gibi 2014 Mart yerel seçimlerinin yaklaşık % 40 seçmenine tekabül eden kentlerde seçilmiş belediye başkanlarını istifaya davet etmesi akıl alacak bir şey değilmişçesine kabul edilmesinden daha doğal ne olabilir?


BATI’NIN DEMOKRASİ ANLAYIŞI VE YAŞANANLAR


Çünkü, seçimle gelenin bir askeri darbe ile metazori olarak iktidardan gönderilmesine on yıllardır aşina olmuş ve bunun her yönden mağduriyetini yaşamış bir ülke e AK Parti’nin kurulduğu 2001 yılından bugüne “seçimlere”, “sandığa”, ”seçilmişlere” ve “demokrasiye” yaptığı vurguya dikkat çekildiğinde “söz” ile “icraatın” uyuşmadığı ve bir tezat yaşandığı gibi toplumda belli kesimlerde belli bir kanaat oluşuyor ya da oluşturuluyor.


Doğal olarak muhalefet partileri de iktidar partisi lideri Erdoğan ve partisini siyaseten köşeye sıkıştırmak üzere harekete geçerek,  kamuoyuna yansıyan “tezat” ın derin bir uzlaşmaz çelişmeye dönüşmesi ve geniş toplum kesimleri açısından istifaların ve görevden almaların AK Parti’nin anti-demokrat, liderinin de bir “diktatör” olduğu  itham ve iddialarına kanıt olarak sunulmaya çalışılıyor.


DAVUTOĞLU BİR KALEM DE NASIL VE NEDEN  GİTTİ..?


Türkiye, benzer bir vakayı Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde Ahmet Davutoğlu’nun parti genel başkanlığına seçilmesi ve başbakanlığı ile aynı şekilde Erdoğan ve parti üst yönetiminin kararı ile başbakanlıktan azledilmesi ve genel başkanlıktan istifa ettiği zaman da yaşadı.


O zamanda Erdoğan ve iktidar partisinin aldığı karar ve icraatı benzer bir siyasi üslupla ve bugün belediye başkanlarının istifa ettirilmelerinde yaşandığı tanık olunduğu gibi “diktatörlük”, “tek adam” tartışmaları, yorumlarıyla karşılandı.


Kimi tarihçiler, sosyal ve siyaset bilimcileri  “seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği “yönündeki düşüncenin Doğu ya da Asyatik toplumlarda geçerli bir durum olmadığını öne sürerlerken kimilerine göre ise  “seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği ” görüşü ve geleneğinin s bir Anglo-Sakson anlayışı ve geleneği olduğu öne sürülüyor.


Kimi tarihçiler, sosyal ve siyaset bilimcilerine göre ise “seçimle gelenin yine seçimle gitmesi” anlayışı ve uygulamasının gelişmiş Batı toplumlarında ya da Doğu toplumlarında da “koşullarla” ilgili bir sorun olduğunu, demokrasinin her ülkenin özgün koşullarından hareketle sosyal sınıfların iktidar mücadelelerinin niteliğine ve şiddetine göre belirlendiği anlayışından hareket ediyorlar…


Örneğin, Cumhuriyet tarihini inceliğimizde Cumhurbaşkanı Atatürk ile başbakan İnönü arasında 1937 Eylül’ünde yaşanan çelişmenin Atatürk’ün bizzat verdiği talimat ile İnönü’yü başbakanlıktan istifa etmek zorunda bıraktığı ve yerine Celal Bayar’ın başbakan olarak tayin edildiğini biliyoruz.


DEMOKRASİDE BATICILIK, DELİ GÖMLEĞİDİR


Tam da bu nokta da üzerinde durulması ve araştırılıp, sorgulanması gereken bir konu var. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte 1945’lerde çok partili siyasal yaşama ve parlamenter demokrasiye geçtiğimiz dönem ve sonrası dönemin siyaset ve iktidar olma anlayışı…


Bu iki tarihsel ve toplumsal açıdan ayrı dönemin niteliklerinin ve anlayış, uygulama farklılıklarının iyi anlaşılması ve bilinmesi açısından önemli olduğuna ve özellikle Nisan referandumuyla kabul ettiğimiz cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin o günden bugüne adım adım yasal düzenlemelerle devleti tepeden tırnağa yeniden organize ettiğine  ve toplum yaşamını her alanda köklü değişikliklere soktuğuna inanıyorum.


Siyasal yaşamın bu değişimden uzak durabilmesi de mümkün değil.


DEĞİŞİM VE YENİLENME


 Erdoğan ve siyasal iktidar, iktidar partisi yıllardır ülkede bugüne kadar egemen olan siyaset anlayışının ve tarzının değişmesi zorunluluğuna dikkat çekerken, bunun doğal sonucu olarak alışıla gelmiş siyasetçi prototibinin de değişeceğine dikkat çekti. Bir yönüyle siyaset, bir meslek ve geçim kapısı olmaktan, toplumsal ayrıcalık, iltimas kapısı olmaktan çıkarak siyasette ve devlet yaşamında “hizmet” ve “hizmetkar” anlayışı ve ilişkisinin egemen kılınmasının devlet ve siyasi yaşamımız yanı sıra toplum yaşamımızda çok ama çok şeyi değiştireceği biliniyordu.


Bugün yaşanan sorunun ve sıkıntının özeti, “değişim” ve “yenilenme” dir..!


Dikkat edilirse, Türkiye’de 16 Nisan referandumu ile hemen her şey devlet ve iktidar açısından 2019 yılında gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine endekslenmiş durumda. 2019 yılı Mart’ın da gerçekleşecek yerel seçimler ile yine alnı yılın Kasım’ın da gerçekleşecek genel milletvekilliği seçimleri dahil her iki seçim de cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilişkili.


Bu yeni süreci Batı’nın demokratik normları ile anlayıp, yorumlamaya çalışanlar, bu normlar ve değerlerin üzerinden siyaset ya da muhalefet yapmaya çalışanlar, siyaseten sınıfta kalacaklardır.


O nedenle, bugün yaşananların kişilerin iyi veya kötü olmasıyla, kişilerin kendi aralarındaki itiş kakışlarıyla doğrudan hiçbir ilgisi ve alakası bulunmamakta. Bugün yaşanan sorun ve sıkıntılar kişisellikleri ve kişisellik yüklü yaklaşımları, yorumları kat be kat aşmakta.


Esen kalın..


Etiketler: ENGİN ARICAN

Diğer GÜNDEM haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.