Bugün: 20.07.2018

"BİZE AKILLI ADAM LAZIM DEĞİL"

"BİZE AKILLI ADAM LAZIM DEĞİL"
TÜKODER’İN ‘HAYAT YERELDE – ÇÖZÜM YERELDE’ PANELİNE KONUK OLAN ANTALYALI ÇİFTÇİ KOCA YÖRÜK ATALIK BUĞDAY ÜRETİMİNİ ANLATTI16.04.2018 12:26

TOPRAK BİZİM ANAMIZ

Antalyalı çiftçi, Koca Yörük lakaplı Mahmut Tigrel, Türkiye’nin greçek anlamda 1938’den bu yana tarım politikası olmadığını, mevcut politikaların üreticinin aleyhine olduğu ileri sürdü. Atalık buğday tohumu üretiminin yaygınlaşması gerektiğini belirten Tigrel, uluslararası şirketlerin Türkiye gibi ülkelere buğdayla saldırdığını söyledi. Tigrel, “toprak bizim anamız, anamızı ve evimizi korumak zorundayız” dedi.

 

AKILLI MENFAATİNİ DÜŞÜNÜR

Genetiğiyle oynanmış buğdayın kanser başta olmak üzere pek çok hastalığa neden olduğunu vurgulayan Koca Yörük lakaplı Mahmut Tigrel, yerel tohumculuğun önemine dikkat çekti. Tigrel, “bizim yaptığımız iş akıllı adamın yapacağı şey değil. Ama bize akıllı adam lazım değil, deli olacaksın. Deli toplumu, ülkesini, ulusal çıkarlarını düşünür, akıllı adam kendi menfaatini düşünür” şeklinde konuştu.

 

Tüketiciyi Koruma Derneği Balıkesir Şubesi’nin düzenlediği “Hayat Yerelde Çözüm Yerelde-1” konulu panelin birincisi ‘Balıkesir Geleceğini Konuşuyor’ başlığı altında yapıldı. Maden-İş Sendikası Toplantı Salonu’nda yapılan panelin moderatörlüğünü Aktivist Murat Karacan yaparken, Yaşam Dostu Ürün Grubu Temsilcisi Av. Necdet Bayhan ve Antalya’da Koca Yörük lakabıyla tanınan çiftçi Mahmut Tigrel konuşmacı olarak katıldı.

Atalık buğday üretiminin önemine değinilen panelde, Balıkesir ve Türkiye’yi ilgilendiren tarım politikalarının uygulamasındaki eksiklikler dile getirildi. Dinleyicilerin de soruları ve önerileriyle katkıda bulunduğu panelde gıda güvenliğinin insan sağlığı açısından değerlendirilmesi de yapıldı.

 Panelde Yaşam Dostu Ürün Grubu olarak yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Necdet Bayhan, yaptıkları araştırma sonucunda elde ettikleri yerel tohumları kullanarak elde ettikleri buğdaydan ekmek imal ettiklerini anlattı. Bayhan ayrıca gıda güvenliği konusunda uluslararası şirketlerin yaptığı oyunlar hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Antalya’dan konuşmacı olarak panele katılan Koca Yörük lakaplı Mahmut Tigrel ise atalık buğday üretiminin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.

 Koca Yörük Mahmut Tigrel tarım kesimiyle uğraşanların deli olduğunu belirterek akıllı insanlara ihtiyaç bulunmadığını kaydetti. Deli olarak tabir ettiği insanların kendini düşünmek yerine toplumun çıkar ve menfaatlerinin yanı sıra ülkesini düşündüğünü kaydetti. Koca Yörük Mahmut Tigrel, “Derneklerin sayesinde bunu öğrendim, işin içine girdik, araştırdık, sorguladık, inceledik, yarım aklımızla düşündük ve yaptık. Zaten bu işi yapanlar akıllı insanlar değil, deli insanlardır” diye konuştu.

 

 

PANELİMİZ HAYAT YERELDE ÇÖZÜM YERELDE

Panelin açılış konuşmasını yapan TÜKODER Balıkesir Şube Başkanı Kemal Büyükışık düzenledikleri panelin devamının geleceğini söyledi. Büyükışık şunları kaydetti:

“Bugünkü konumuz ‘Hayat yerelde, çözüm yerelde’ başlıklı bir konu ve bu konuyu işleyeceğiz. Bizim TÜKODER olarak bu konunun içerisinde olmamızın ana nedeni 1985 yılında kabul edilen Dünya Evrensel Tüketici Haklarının bizde mensubuyuz ve bu dokuz tane evrensel tüketici hakkından ikincisi sağlık ve güvenliğin korunması hakkı. Bunu biraz açarsak; tüketilmek üzere satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin yaşam ve sağlık açısından kullanıcılara zarar vermeyecek durumda olması gerekmektedir. Bu ürünleri istemek bizim en doğal hakkımızdır. Ve yine sekizinci maddesi sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vermektedir bize. Bunu da açarsak; çevremizde sağlık koşullarına uygun fiziksel çevrede, çevresel tehlikelerden korunma, günümüz ve gelecek nesiller için doğayı konuma hakkımız vardır. Panelimizin ana konusu budur.”

 

***

PANELİMİZ DEVAM EDECEK

Panelin moderatörlüğünü üstlenen Aktivist Murat Karacan da panel hakkında açıklamalarda bulunarak şunları dile getirdi:

“Böyle bir toplantının ilkini yapıyoruz. ‘Hayat yerelde, çözüm yerelde’ diye. Gerçekten çözüm yerelde, inancımız bu yönde. İnşallah ikincisi, üçüncüsünü de gerçekleştireceğiz. Gıda üzerinden yürüyecek bugünkü toplantı ve birkaç tanede özellikle eklenecek konu var, onlar eklenecek. Öbür taraftan da konuşmanın sonunda bir parça şundan bahsedeceğiz: Son dönemde Balıkesir özelinde yaptığımız için ve Balıkesir de Türkiye’yi besleyen şehir olduğu için Balıkesir’de son dönemde çok fazla düzenlenen kalkınma başlıklı toplantıların hepsine katıldık biz. Onların içeriğinde ne konuşulduğunu sizlerle paylaşacağız.”

****

 

YAŞAM DOSTU ÜRÜN GRUBUNU KURDUK

Panelde ilk konuşmacı Yaşam Dostu Ürün Grubu Temsilcisi ve TÜKODER Eski Başkanı Av. Necdet Bayhan oldu. Bayhan grup olarak yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler vererek, uluslararası şirketlerin izledikleri tarım politikaları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bayhan şunları kaydetti:

“Türkiye’de gıda sistemi tümüyle, özellikle son birkaç senedir zehir sistemine dönüşmüş durumda. Biz bu olayla 1950’lerden beri başlayan bu tarımsal ve köylülüğü yok etme, doğayı yok etme yıkım politikalarına karşı mücadele ettik. Biz 2011 yılında Balıkesir’de TÜKODER Başkanlığı yaptığım sırada evrensel tüketici haklarından sağlıklı çevrede yaşamak ve güvenli gıdaya ulaşım temel tüketici ve insan hakkı olduğu için ekmek üzerine Yaşam Dostu Ürün Grubu’nu kurduk. Toplantılar sonucunda önce ekmek gerçeğine ulaştık. Neden ekmek gerçeğine ulaştık? Çünkü Türkiye’de kişi başına dünya ortalamasının 5 katı ekmek tüketiliyor ve ekmekteki oyun çok büyük ve konuşulması istenmiyor. O tarihlerde biz 2011 ve 2012 sonunda seri toplantılar yaptık. Bu toplantılarda önce tohumdan başladığını gördük.

 

NİÇİN YEREL BUĞDAY?

Niçin yerel buğday dedik? Sapından dolayı dedik. Uzun saplıdır, fotosentez yapmaya müsaittir ve çok besleyicidir. Her türlü vitamini içinde bulundurur. Kısaltılmış buğdaylar tane ağırlığını artırmak ve glüten oranını fazlalaştırmak için yapılmıştır. Daha sonra bu glüten içerisindeki bir uyuşturucu etkisi olan parçacıkla dünyaya empoze edildi ve yerel buğdaylar ortadan silindi. Bunlar verimlilik adı altında, kalkınma adı altında onlar kendi dillerini, üsluplarını, dünya doyamayacak gibi, dünyayı sadece kendileri doyurmuş gibi, sadece şirketlerin ve tekellerin doyurabileceği yalanları ellerindeki basın ve her türlü bilim akademileriyle anlatarak yapıyorlar. Bunu zeytinyağından diğer tüm gıdalara kadar yaydılar.

 

ULUSLARÜSTÜ ŞİRKETLERİN İLK SALDIRISI BUĞDAYLA OLDU

Bu insanlığın başındaki en büyük bela sayıları birkaç yüzü geçmeyen çok küçük finans oligarşisi ya da finans kapitallerinden egemen zümrenin dünyada milyarlarca insana karşı yürüttüğü gerçek bir savaş vardır. Bu savaşlardan en önemlisi gıda savaşıdır. Gıda savaşının tarafı durumunda, kurbanı durumundayız hepimiz. Buğdaydaki bu oyun dolayısıyla küçük çiftçilik tasfiye edildi. Hâlbuki küçük çiftçilik son derece önemliydi, kendi deneyimleriyle kuşaklar boyu deneyimleriyle tohum saklıyordu, tohumları ayrıştırıyordu, ıslah edebiliyordu, bölgeye uygun hale getiriyordu, işliyordu, paylaşıyordu. Bunun üzerinde de bir kültür şekillendiriyordu. Bu uluslar üstü şirketlerin ilk saldırısı buğdayla oldu ve buğday içerisine başka maddeler de kattılar. Bunlar bizim dönemimizde bir açıklama yapmıştı İstanbul Fırıncılar Odası 2012 yılı içerisinde; 17 çeşit madde kattıklarını söylediler. Bunlar ekmeği daha kabarık hale getirmek, daha kısa sürece pişmesini sağlamak, beyazlatmak çeşitli amaçlarla ve en son olarak da birkaç ay önce soya ununu ekmeğin içerisine katmaya karar verdiler. Yani problem çok derin.

EKİYORUZ, BİÇİYORUZ, UN YAPIP EKMEK İMAL EDİYORUZ

Biz ekmekten başlarken bu problemlerin çok küçük bir kısmını biliyorduk. Yerel tohum aramaya başladık. Yerel tohumları bu bölgede 1930’lu yıllarda geçen buğday tohumlarının yüzde 90’ını biz grup olarak bulduk ve kullanıyoruz. Biz o tatları tadıyoruz, ekmek yapıyoruz. Bu bölgede birkaç tane değirmen var ama süreklilik arz eden, bize yakınlığı itibariyle İvrindi Yağlılar Köyündeki bir değirmende öğütüyoruz ve kendi fırınımızda ekşi mayalı ekmeği imal ediyoruz.

YEREL BUĞDAYLARI FAZLA FİYAT ÖDEYEREK ALIYORUZ

Bu grup bu amaçlarla kuruldu ve bu amaçlarla yerel tohumlar üzerine çalıştık. Bu bölgedeki yerel tohumların bilinenlerinin çoğunu biz bulduk. Biz bunları ekiyoruz, ekenlerden alıyoruz. Fakat hepsini biz ekelim diye bir derdimiz yok. Var olan küçük çiftçilerden gidiyoruz. Bu buğdayları Balıkesir’de eken çiftçiler var. Bu çiftçiler hiçbir teşvikten yararlanamıyorlar ve fiyatlarını yükselterek alıyoruz. Yani bunlar süt arabaları veya un fabrikalarının arabalarıyla diğer buğdaylarla eşit fiyatlarla; 60-70 kuruştan toplanırken, biz piyasaya 1-1,5 lira arasındaki fiyatlarla girdik. Ekiyorlar, devam ediyorlar, üstelik kimyasal gübre kullanmadan, hayvan gübresiyle ekiyorlar. Dağ bölgelerinde hayvan gübresi bu bölgede diğerlerine göre çok sağlıklı gübre.

 

TOPRAK BİZİM ANAMIZDIR

Biz grup olarak Balıkesir’de çalışıyoruz ve küçük çiftçilerle çalışıyoruz. Küçük çiftçilerin yapmadığı şeyleri biz üretiyoruz, ben kendim de üreticiyim. Grubumuz içinde bulunan küçük çiftçilere ekiyoruz ve onlardan alım garantisi veriyoruz. O tohumlardaki lezzeti, besleyiciliği kendi bünyemize katmak istiyoruz. Çünkü biz doğanın içerisindeki canlıyız, toprak bizim anamızdır, biz anamızı ve evimizi korumak istiyoruz.

****

 

ANADOLU’DA 730 ÇEŞİT BUĞDAYDAN ELİMİZDE 40 ÇEŞİT KALDI

Antalya’da Koca Yörük lakabıyla tanınan Mahmut Tigrel ise atalık buğdaylar konusunda konuştu. Koca Yörük Mahmut Tirgel şunları ifade etti:

“Tarımla iç içeyim. Özellikle atalık buğdaylar konusunda elimden geldiğince ciddi üretim yapıyorum. Burada önemli olan yerli atalık buğday tohumlarının kaybolup gitmemesi, mücadelem bunun için. Anadolu’muzun 730 çeşit buğdayı vardır. Genetiğiyle oynanmamış, melezleştirilmemiş, kısırlaştırılmamış, yüce buğday olmamış, bozulmamış buğdaylardan elimizde yaklaşık 40 çeşit buğday kaldı. Hiç olmazsa bunları üreterek, çoğaltarak tekrar çocuklarımıza, ülkemize, insanlığa miras bırakmak amacımız bu. Bunun için de devletin verdiği sertifikalı tohumlar var. 57’nci Hükümet zamanında Kemal Derviş döneminde yerli tohumların ekilip, satılması, alınması yasaklandı. Şu anda bunların alınıp satılması yasaktır. Sadece takas oluyor. Durum bu. Şimdi devletin verdiği sertifikalı tohumları ekiyoruz, gelecek yıl bunun ekimini yapamıyoruz. Yaptığımız zaman verim düşüyor. Ben sertifikalı tohum, devletten, Ziraat Odası’ndan, ilçe tarımdan hiç buğday ekmedim ekmedim. 2,5 liraya alıyorlar, 85 kuruşa çiftçi bu buğdayı zor satıyor. Ama atalık tohumdan ektiğim zaman bunu ben bu yıl ekiyorum, gelecek yıl tohumluğumu ayırıyorum, eliyorum, gelecek yıl tekrar tohum olarak ekiyorum. Buna 2,5 lira vermiyorum. Kendi buğdayımı, kendim tohumlarımı kendim ekiyorum.

 

BİZİ BAĞIMLI YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR

Genetiğiyle oynanmış buğday tohumlarının kötü sonuçları var. Özellikle günümüzde diyabet, çölyak hastalığı, kısırlık ve kanser gibi hastalıkların asıl nedenleri sağlıksız gıdalardan. Özellikle en çok tükettiğimiz buğday ve un ve buna benzer ürünler. Yerli buğday tohumlarında bizleri hasta edecek hiçbir şey yok. Şu anda ülkemizde yüzde 90 melezleştirilmiş, kısır, yüce buğday ekiliyor. Yani devletten aldığınız sertifikalı tohumları üçüncü yıl ekemezsiniz, ekseniz bile ürün vermez. Ama atalık buğdaylar her yıl, yüzlerce yıl sonra bile tekrar ekilebilir. Küresel güçler bu tohumları ortadan kaldırarak bizi bağımlı yapmaya çalışıyorlar. Buna çok önem verelim.

 

AKILLI İNSAN DEREYİ GEÇERKEN PAÇASINI KIVIRIR

Yapacağımız iş çok basit. Akıllı insan dereyi geçerken paçayı kıvırır. Burada yaklaşık 60-70 kişi var. İkişer dönüm arazi kiralayacağız. Tarımdan anlamıyorum demek bahane değil. Yaklaşık arazilerin dönümü yıllık 100 TL. İki dönüm arazi kiralayacak herkes, yanına bir kişi daha alacak 4 dönüm yapacak bunu. Hem kendi buğdayınızı üreteceksiniz. Bir dönüm buğday ekmenin aşağı yukarı 300 lira maliyeti var. İki dönüm buğday ekmenin maliyeti size 600 lira maliyet getirir. Hem kendi buğdayınızı, ununuzu yapacaksınız hem de kendinizden kalan atalık buğdayları çoğaltmış olacaksınız. 3 yıl boyunca sizin gibi dernekler bu işe başlarsa bu iş büyür gider. Ben kendim bu işe başlarken tek başıma 217 dönüm araziye 14 çeşit atalık buğday ektim. Bir kişi bunu yapabiliyorsa 50 kişi 500 kişi neler yapabilir? Atalık buğdayların çoğaltılması çok zahmetli bir iş değil. İki dönüm araziye 700-750 lira masraf edeceksiniz. Ben tarımdan anlamıyorum diyebilirsiniz, anlamayın. Muhakkak bilen biri var. İki dönüm arazi ekeceksiniz. Atalık buğdayları çoğaltmak istiyorsanız cebinizden çıkan para karşılığında un olarak, makarna olarak, tarhana, bulgur olarak size geri dönecek. Yani kendi yaptığınız masraf kendinize geri dönecek.

 

ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ

Hepimiz atalık buğdayların sıkıntılarını anlatıyoruz ama çözüm üretmiyoruz. Elimizi taşın altına koymalıyız. Bunda bir şey yok. Traktörümüz yok, çiftçilikten anlamıyoruz diye bir şey de yok. Tarlanın dönümünü 40 liraya sürüyorlar, bunu sürdüreceğiz, 100 lira da kira vereceğiz 140 lira, tohuma da 50-60 lira vereceğiz 250 lira. Yaptığınız masrafla 1 dönümlük araziden yaklaşık 300-350 kilo buğday alacaksınız. Yani yaptığınız masrafın karşılığını da alacaksınız, hem de çocuklarımıza geleceğimize atalık buğday tohumlarını bırakmış olacaksınız. Biz bu dünyadan vaktimiz geldiğince gideceğiz, ama giderken de bir şeyler bırakalım. Hep tüketiyoruz, üretim yok. Hepimiz masa başında, sorunlara değiniyoruz, sorunların öneminden bahsediyoruz ama elimizi taşın altına koymuyoruz. Bunu yapmak mecburiyetindeyiz.

 

ARAZİLER KİRALAYARAK EKİM YAPIYORUM

Benim 35 dönüm arazim ve bunu bahçe yaptım. Diğer arazileri kiralayarak ekim yapıyorum. 217 dönüm yer kiraladım, bunu eşimin, amcamın, dayımın veya ekmeyenin tarlasını kiralayarak yaptım. Örnek veriyorum siz belki tarla bulamazsınız, ama bulabilecek insan sayısı fazla. Yani olmayacak bir şey yok. Bulunduğunuz yere 50 kilometre uzaklıkta bir köyden yine kiralık tarla bulabilirsiniz. Arazi kiralama konusunda bizim olsun buradaki murat arkadaşımızın birçok tanıdıkları ve sizlere yardımcı olacaklardır. Biz de profesyonel, dört dörtlük bir şey yapmıyoruz ama elimizden geldiğince, imkanlarımız dahilinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

 

ATALIK BUĞDAY TOHUMU SATIŞI YASAK

Atalık buğday tohumlarının alımı ve satımı devlet tarafından yasaklanmış durumda. Ceza alırsınız. Her şeye rağmen tohum üretmek isteyen arkadaşlarımızla bunları paylaşıyoruz. Bende bulgur var, sende tarhana var. Senin bulguruna karşı ben tarhana veriyorum veya senin akbuğdayın yerine ben sarı buğday veriyorum. Bende karabuğday yok, karabuğdayın yerine akbuğdayla değiştiriyoruz. Yani takas yapabilirsiniz. Endüstriyel buğdaylarda kalite fazla ama ikinci bir ekim şansın yok. Ayrıca içerisinde bizi hasta eden birçok etken var. Eski buğdayın kokusunu alamıyoruz, eski ekmekler nerede diyorsunuz. İşte ekmekler burada yani atalık buğdayda. Çocuklarımıza bunları bırakmak gerek. Lütfen sizden rica ediyorum. Tohum bulunur. Yaklaşık 217 dönüm yerden dönüm başına 300 kilo buğday alsak, bende 60 tona yakın buğday olur. Birçok arkadaşlarımızda da var. Ama tohum ekmek için olanları da paylaşırım. Mesela çavdar tohumunu Balıkesir’de bulabilirsiniz, burada bildiğim kadarıyla atalık çavdar tohumu var. Mesela bizim oralarda olmayan buğday çeşidini, bizim oradaki buğday çeşidiyle takas yaparak bunları çoğaltabiliriz. Yani ben bunu ticari kaygıyla söylemiyorum, sadece buğdaylarımızın yok olmasın diye söylüyorum. Ben tarımla uğraşmasam ben daha rahat yaşayacağım. Kazandığım para yine buna gidiyor ve bundan da şikayetim yok. Ama bir de şu var; bizim buğdaylarımız en fazla 1’e 15 verir, sertifikalı tohumlar 1’e 50, 1’e 500 veriyor. Bu sefer de çiftçi 1’e 50, 1’e 500 veren varken 1’e 15 vereni niye ekeyim diyor. Toprak konusunda bölgesel olarak toprak yapısı değişiyor. Toprak kalitesizse, verimsizse bunu hayvan gübresiyle, yeşil gübreyle veya kimyasal olmayan şeylerle toprağın kalitesi yükseltilebilir. Buğday kıraç toprakta da yetişir, verimi biraz az olur. Ama her yerde buğday yetişir.

 

BU İŞİ YAPANLAR AKILLI DEĞİL DELİ İNSANLAR

Hayvancılık politikaları her yerde aynı. Et fiyatları Kars’ta da aynı, Balıkesir’de de aynı. Türkiye’de tarım politikaları yok ki hayvancılık politikaları olsun. Bakıyorsun çiftçi bu yıl domates çok para etti haydi domates ekiyor. Ama gelecek yıl domates para etmiyor, salatalık para ediyor veya biber para ediyor. Türkiye’de tarım politikası başta olmak üzere 1938’den bu yana hiçbir politikamız yok. Yapılan politikalar ülkenin, çiftçinin, üreticinin, yerel olan her şeyin aleyhine yapılıyor. Yani lehte olan bir şey yok. Bizim gibi insanlar bununla ilgili bir şeyler yapabilirse işler değişir diye düşünüyorum. Şu anda bizim de yapabildiğimiz sadece birkaç yerde bilgilendirme toplantısı. Ama bunu da eyleme geçirmemiz lazım. Masa başında sorunları dile getirmekle olmuyor. Bunlar da önemli. Mesela ben atalık tohumun ne olduğunu bilmiyordum. Derneklerin sayesinde bunu öğrendim, işin içine girdik, araştırdık, sorguladık, inceledik, yarım aklımızla düşündük ve yaptık. Zaten bu işi yapanlar akıllı insanlar değil, deli insanlardır. Toplumumuzun akıllı insanlara ihtiyacı yok. Akıllı insanlar kendi menfaatini, çıkarını, geleceğini düşünür. Bu toplumda yaşayan deli insanlarımız toplumun çıkarını, toplumun menfaatini ve ülkesini düşünür. Bize akıllı insan lazım değil. Akıllı insanlar kendilerini düşünürler.”


Etiketler: YÖRÜKLER

Diğer BALIKESİR haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.