gafas ray ban
hermes
oakley sunglasses
mbt danmark http://s-e-c.com.tr/
Sonkurşun
Alış Satış

Euro Alış Satış
Dolar Alış Satış
Sterlin Alış Satış
 
realite
 
  Ana Sayfa        Bandırma
8 YILDA 2 CHP ve SAHİL BANDI!
Gazeteci-Yazar Engin Arıcan, Sahil Bandı'nda yaşanan sorunları değerlendirdi.
16 Subat 2012, Perşembe  12:57 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
tümotel

Engin Arıcan yazıyor…

Bandırma yaklaşık 8 yıldır Sahil Bandı konusunu tartışıyor. Aslında, 8 yıllık süreç bile yaşanan tartışmalara ışık tutmaktan uzak.

Neden?

Çünkü, AKP belediye Başkan adayı olarak, Cemal Öztaylan, başkanlık koltuğuna oturmadan önce de, özellikle Dr. Halil Ünlü döneminde, bu konu bir sorun olarak kapımızı çalmıştı.
O nedenle, hiç kimse, bu konu ve sorun sanki mevcut yerel yönetimin sorunuymuş, Pekel ve yardımcıları iş başına gelince başlamışçasına ele almamalı.
Peki, Sahil Bandı konusunun bir sorun haline gelmesinin nedeni ne ?

BANDIRMA SİYASETE
MEZE YAPILMAMALI

Daha önce de falarca yazdım. Bu rahatlıkla çözümlenebilecek ve geçiştirilebilecek konunun bir sorun haline gelmesinin ana nedeni, siyasi rekabet ve polemik konusu haline getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Dikkat edin..!
Konu, doğrudan Bandırma ve Bandırma’lıları ilgilendirmesine karşın, konunun siyasileştirilmiş olması, çözümsüzlüğü beraberinde getirmekte..
Peki, sorun ne?
Sorun, Banırma Liman inşaatının bitirilmesi sonrası, mülkiyet ilişkilerinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına karşın çözümlenememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Şöyle ki, denizin doldurularak, kazanılan alanın mülkiyeti Hazine’ye aittir. Bu alanın kullanımı, Belediyelere aittir. Yapılması gereken, bu çerçevede Hazine adına Maliye Bakanlığı ile Belediye arasında bir protokol hazırlanarak, mülkiyeti Maliyeye ait, alanın üst kullanım hakkının Belediyeye devrinin yapılması, bu çerçevede Maliye ve Belediyenin kendi işlerine bakmasıdır.
Hazine’ye ait bu alanların kullanım haklarının yerel yönetimlere devri, arşılıksız da olmamakta; bu alanların üzerine yapılan işletmelerden elde edilen gelirin %30’u Hazine’ye, %70’i Belediyelere kalmaktadır.

BU İŞİN SORUMLULULARI BELLİ

Bandırma’nın beceremediği, Liman sahası içersindeki bu alanıyla ilgili, yasal düzenlemeleri siyasi nedenlerle bir türlü başaramamasıdır.
O nedenle, bu konunun sorun haline gelip, kentin ayağına dolanmasının temel sorumluları öncelikle şunlardır:
a-) Özellikle bugüne kadar ki, iktidar milletvekilleri…
b-) Bugüne kadar ki, belediye yönetimleri…
Bunun üçüncü ve en önemli ayağı ise, merkezi ve yerel iktidarı elinde bulunduranları harekete geçirme gücüne sahip olan siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve basının üzerine düşeni layıkıyla yapmamasıdır.
O nedenle, bu kentte yaşayan bizlerin hiç birinin, tek yanlı bağırıp çağırma, şikayet etmek hakkı yoktur!
Önce, yurttaş ve kentdaş olacağımızı ve bizi temsil ettiğine inandığımız insanları göreve davet etmesini beliceğiz.
Bilmiyorsak, bu konuda yaşadığımız gibi, çekeceğiz..

Neden?

Çünkü, karşımızdaki milletvekili ya da belediye başkanı da olsa, bu makamları ve temsil gücünü veren, bizleriz ve bu kişilerin kentin sorunları karşısında mazeret ve laf üretmek, işden kaçmak gibi bir hakları bulunmamaktadır..

Ne yapacaklar..?
Paşa paşa önümüzde sorun olarak ne varsa, çözmeye aday ve taraf olup, çözecekler..!

Mecburlar mı?
Evet, mecburlar..

Yapmıyorlarsa..?
Bunun bedelini ödeyecekler..
Bir daha aynı makamlara ve temsil gücüne yurttaş ve kentdaş izin vermeyecek, genel ya da yerel seçimlerde, demokratik hakkını kullanarak, bir daha bu isimleri SEÇMEYECEK..!

Biz, Bandırma ya da bölge insanı olarak, yurttaş ve kentdaş olarak, bu demokratik haklarımızı kullanamıyoruz. Kullanamadığımız için de yıllardır çekmeye , bizlerin oyları sayesinde bir yerlere gelmiş olanların oyuncağı olmaya devam ediyoruz.

BU SORUNUN TARAFI,
BANDIRMA HALKI’DIR!

Evet, dönelim yine Sahil Bandı konusuna..
Öncelikle şunu belirtelim: Bu konu siyasileştirilecek bir sorun değildir. 150 bin nüfuslu kentin tamamını ilgilendirmektedir.
O nedenle, bu sorun karşısında Bandırma Halkı, taraftır. Çünkü, Sahil Bandı’nda gezinmek, yürümek, bir yerde oturup bir yudum çay içmek, spor yapmak, balık tutmak, yemek yemek, çocuğunu parkta eğlendirmek Bandırma’lının en temel kentsel hakkıdır. Ötesi, insanca ve sağlıklı yaşamak, aynı zamanda Anayasal bir haktır.
İkincisi, bu hakkın kullanımında aracı olan işletmeler ve işletmeciler ile Belediye var. Bu insanların da mağdur edilmesi, Anayasal bir hakkın kullanımının dolaylı ya da dolaysız olarak engellenmesi demektir.
Sonuç da, Sahil Bandı’nın kullanım hakkı ile ilgili yaşanan sorunların muhatapları kimler ise, bu sorunları yasalar ve kamu yararı lehine, çözmedikleri sürece ANAYASAL bir suç işliyorlar demekdir.
Hukuk ve yasalar, devlet yöneticiliği bunun için vardır. Onun için karşımızdaki her kimse ve hangi makamı temsil ediyorsa, olaya bu açıdan bakmak ve kamunun çıkarlarını gözetmek zorundadır. Hiç bir idareci, kamunun haklarını, şu veya bu siyasal partinin ya da temsilcinin konumuna, durumuna yada isteğine göre belirleyemez.
Bu önemli…
Çünkü, Bandırma, bunun tersi karar ve uygulamaları, girişim ve çabaları bugüne kadar özellikle Sahil Bandı konusunda defalarca gördü, yaşadı.
Örneğin, bir zamanlar, bu kentin kaymakamı, Sahil Bandı’nın kullanımı konusunda yerel yönetimi zan altında bırakabilmek için, Kristal Kafe’nin yerini üç katlı, eski Belediye Binası olarak ilgili Bakanlığa şikayet etti.
Kent olarak, bu tür olumsuz örnekleri unutmamak, bilmek zorundayız.

SİYASETTE AK-KARA
MANTIĞI VE CHP!

Dönelim günümüze…
Sahil Bandı ile ilgili son yıllarda en ciddi düzenleme Öztaylan’ın belediye başkanlığı döneminde yaşandı.
Bir deniz kenti olan B:andırma’nın denizle ilişkisi, topu topu 500 mt.lik sahil bandıyken, Öztaylan, bu ilişkiyi muhteşem bir noktaya taşıdı. Ufkumuzu genişletti.. Denizle kucaklaşmamızı sağladı. Nefes aldık..!
Eksiği ya da yanlışı vardır, hiç önemli değil. Düzeltilir, eksiği varsa tamamlanır. Ama, Öztaylan’ın Sahil Bandı ile ilgili attığı adım, DEV bir adımdı.
Bitmedi..
Öztaylan, Sahil Bandı’nı üzerindeki sosyal donatı alanlarını da yeniden düzenleyerek, yeniden yapılandırdı, kente bir çok yeni işletme kazandırdı.
Bunu yaparken de, belediyenin cebinden kuruş çıkartmadan, maliyetleri işletme sahiplerinin üzerine yıkmayı becerdi.
Bir kentin, yapılan işler ve üretilen hizmetler, yatırımlar konusunda toplumsal heyecan duyması çok önemlidir. Bandırma, heyecanla, bu süreci dolu dolu yaşadı.
İşte, bugün yaşadığımız bir çok sorun da bu süreç de başladı, yaşandı.
Biz de yaşanan sorun, Cumhuriyet tarihiyle yaşanan sorunla özdeşdir. Bir türlü, iktidar ve muhalefet partileri arasındaki demokratik dengeyi ve ilişkiyi yapıcı bir biçimde kuramıyoruz.
O günlerde CHP’nin İlçe Başkanlığını yapan, Rahmetli Mustafa Öz ve bir çok CHP’li Sahil Bandı’nda yapılan düzenlemelerin ve ypılan tesislerin Kıyı Kenar Kanunu’na aykırı olduğu,vb…, nedenlerle eleştirmenin ötesinde, Kaymakamlık nezdinde şikayet konusu yaptı.
O günlerde bunun yapılmaması ve Hazine ile yerel yönetimin karşı karşıya getirilmemesi , getirilirse farklı sorunların yaşanacağı yönünde Öztaylan/ Eraydın yönetiminin CHP’lileri ikna etmek yönünde özel bir çabası da oldu, ama ne fayda..!?
Bu durum, CHP tarafından, Öztaylan/Eraydın yönetiminin zayf noktası olarak görüldü, çabaları böyle yorumlandı ve daha fazla üzerine gidildi.
Buradaki zafiyet şudur: Ülkeyi koyduk bir tarafa… Bandırma’da geleneksel siyaset, geleneksel siyasi yapı, geleneksel yerel yöneticilik anlayışı statükoyu savunmayı ve korumayı içerir. Kent, yıllardır, statükonun teslim aldığı bir kenttir. O nedenle, statükoyu kim zorlamış ve parçalamış, aşmaya çalışmış, hizmet çıtasını yerel yönetimde yükseltmeye kalkmış ise, HEDEF’dir.
Beni, kentsel konu ve sorunlarda, şu veya bu parti, şu ya da bu partinin temsilcisi falan fazla ilgilendirmiyor. Kentte yaşanan hemen her şeyin temeline particiliğin ya da siyasetin konmasının ve buna göre yön bulmaya çalışmanın fazla anlamlı olduğuna da inanmıyorum.
Tam tersi, herkesin kendisine göre bir siyasal tercihi ya da partisi olabilir ama kentsel konular ve sorunlar karşısında bu siyasal farklılıkları demokratik bir zenginlik olarak görüp, kentsel yada bölgesel açıdan kamu çıkarlarının gözetilmesi gereğine inanıyorum. Ötesi, toplumda ayrımcılığı, gerilim ve çatışmayı körüklüyor.

Sahil Bandı konusunda son on yıldır yaşanan sorun, AKP ve CHP arasında böyle başladı ve Öztaylan, bunu hiç unutmadı!

İşte, rahmetli Öz’ün CHP ilçe başkanlığı döneminde Sahil Bandı’yla ilgili Kaymakamlığa yazılı ya da sözlü yapılan şikayetler, önce kaymakamlığı harekete geçirdi. Şikayetler, Mal Müdürlüğü ve diğer konunun ilgili muhataplarına taşındı. Bir süre sonra da Hazine avukatı, Sahil Bandı’ndaki Öztaylan’in belediye başkanlığı döneminde gerçekleştirilen düzenlemelerle ilgili dava açtı.

SİYASETTE KİMİN KAZANACAĞI
YA DA KAYBEDECEĞİNİN
GARANTİSİ YOKTUR!

Şu yapılamaz mıydı?
Öztaylan/Eraydın, 29 mart 2009 yerel seçimleri öncesinde, bu hukuksal sürece müdahil olup, Sahil Bandı ile ilgili yeni duruma uygun Maliye ile yeni bir protokol imzalayamazlar mıydı?
Yapmadılar!
Bence, Öztaylan/Eraydın yönetiminin şikayetle başlayan hukuksal süreçte yapmamalarının öncelikli nedeni, 29 Mart yerel seçimlerini kaybetmeyeceklerine olan inançlarıydı ama olmadı, kaybetiler.

8 YILDA 2 CHP..!

İlginçtir ve düşündürücüdür.!
Bandırma’da iki CHP var..
Birincisi, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde muhalefet etme dürtüsüyle hareket eden, suçlayan, Öztaylan/Eraydın ve yönetimiyle ilgili çok ağır itham ve iddialarda bulunan, iktidarı almak için siyaseten her şey mübahtır alayışıyla hereket eden Makyevelist CHP..
Ve, 29 Mart 2009 yerel seçimlerini kazanarak, iş başına getirilen, yerel iktidarı eline geçirmiş CHP…
Öncelikle Bandırma, son 8 yılda yaşanan iki CHP arasındaki farkı görmek, bilmek ve sorgulamak zorunda. Bu işin ve ayrımın farkında olanların başında ise, Belediye Başkanı Sedat Pekel geliyor.

Nasıl mı!?

PEKEL HERŞEYİN FARKINDA AMA..!?

Daha önce de yazdım.
Pekel, geleneksel siyasetin ürettiği bir siyasi kişilik.İktidar mücadelesinin de iktidar olmanın da ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, ama bu kentin son 20-30 yılına siyaseten damgasını vurmuş, öne çıkmış, siyasal ve sosyal yaşamda belirleyici olmuş, iki isim var: Biri Sedat Pekel, diğeri ise, Cemal Öztaylan’dır.
Bu yönüyle; Pekel, Öztaylan’ı çok iyi biliyor ve tanıyor, Öztaylan da Pekel’i çok iyi biliyor ve tanıyor.
Peki, Dursun Mirza ve Ozan Onur’un konumu ne?
Siyaseten her iki isim de CHP’ye, yama’dır ve CHP içersinde aynı konumda olan bir çok “yama” söz konusudur. Bu tanımlamayı Mirza ve Onur’u küçümsemek için yapmıyorum. Ancak, her ikisinin de Pekel’le aynı politik meziyetler kategorisinde değerlendirilmesinin, en başta Mirza ve Onur’a hakaret olacağına inanıyorum. Bu durum, CHP dışındaki sol’un en büyük handikabıdır.

Peki, Pekel, neyin farkında?
Başkan Pekel, merkezi ve yerel iktidarla muhalefet arasındaki politik ilişki de, hemen her şeyin AK-KARA mantığıyla ele alınmasına ve politikanın bu anlayışla biçimlendirilmesine karşı.
Örneğin, Pekel, CHP’nin yerel iktidara muhalefet ettiği süreçte, Sahil Bandı ve KİPA Projesiyle ilgili söylemine ve geliştirdiği şikayet eksenli politikalara karşı olduğunu bir çok kez dile getirdi.

GELENEKSEL STATÜKOCU
SİYASİ ANLAYIŞIN İFLASI!

Ne zaman?
Yerel iktidarı kazandıktan sonra!!!
Temelinde ne var?
Çünkü, her iki konu da iktidarı alışıyla birlikte bizzat CHP’nin ayağına dolandı.
Bu konuda, CHP’nin siyaset anlayışını sorgulamak, eleştirmek, tutarsızlığını sergilemek mümkün ama konuyu sadece CHP nezdinde değerlendirmenin sorunların tek başına çözümünde etken olacağına inanmıyorum.
Çünkü, esas olan, Türkiye’de egemen olan, geleneksel statükocu, seçkinci, anti demokratik siyaset anlayışının sorgulanması ve bu anlayışla hesaplaşılması gerekiyor.

Örneğin, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde muhalefet partilerinin seçim gezilerinde parti başkanlarının ve belediye başkan adaylarının söylemi, “ Hizmet ve yatırım için, merkezi iktidarla yerel iktidarın aynı partide olması gerekmiyor. Bandırma Belediyesinin kaynakları, gelirleri yeterli. Ankara işine baksın, biz işimize bakalım” idi…
Bu söylemin, bir çok açıdan gerçeği ifade etmediği, vatandaşa gerçeklerin söylenmediği, üç yıldır ortaya çıktı.
Buradaki temel sorun, iktidar nimetlerinin ve olanaklarının aynı siyasal parti elinde toplaşması demek olmadığı ama siyasetin demokratik zeminde ve diyaloga açık şekilde yürütülmesinin şart olduğudur. Siyasette rest ya da karşılıklı restleşme çok ama çok özgün koşulların ürünüdür.

İşte, Bandırma, yerel iktidar ve muhalefetiyle, partiler arası rekabeti ve restleşmeyi çok uç noktalarda yaşadı ve bugün bunun bedelini bir çok alanda ödemek zorunda kalırken, fatura zaman zaman bizzat Bandırma’lıya çıktı.

BANDIRMA VE BÖLGEDE DEMOKRASİ
GÜÇLERİ SINIFTA KALDI!

Şimdi, bu nokta da, yaşanan süreçle ilgili bir saptama yapmakta da yarar var.
İktidar partisi AKP ve muhalefet partileri arasında yıllardır yaşanan iktidar amaçlı siyasi rekabetin, genel olarak siyasi bir hesaplaşmaya, hatta ülkenin ve rejimin varlık-yokluk sorununa indirgendiği biliniyor.
Bu hesaplaşmaya, siyaset dışı güçlerinde girdiği, AKP’nin askeri bir darbe ya da askerinde dahil olduğu AKP karşıtı güçlerin siyasete müdahele edilmesi yönündeki çabalara kadar vardırıldığı da bir gerçek.

CUNTACILIK, SİYASAL
YAŞAMIMIZIN NE KADAR İÇİNDE?

Bu önemli..!
Çünkü, Türkiye’de parlementer demokrasinin ve çağdaş bir sosyal hukuk devletinin koşulu, her ne gerekçeyle olursa olsun, Cuntacılık eğiliminin ve Cuntacılığın siyaseten mahkum edilmesinden geçiyor.
AKP bunu layıkıyla yapıyor mu yapamıyor mu,; Cuntacılarla hesaplaşılırken olayı muhaliflerini susturmanın bir vesilesi olarak mı kullanıyor, yargı gerçekten bu işin neresinde ve bağımsız mı, son günlerin argümanlarıyla ifade etmek gerekirse, askerin vesayetinden Emniyet’in vesayet dönemine mi geçiyoruz, Silivri günümüzün Bastill’i mi, ABD ve İsrail, küresel efendiler bu işlerin neresinde gibi tartışmalar bir yana…Balıkesir ve Bandırma, dün bu tartışmaların neresinde idi ve bugün neresinde, ben bunu da sorgulamanın önemli olduğuna inanıyorum.
Tabiri caizse, ormanı gözden kaçırmayalım ama tek tek ağaçları da görmezden gelmeyelim. Bu aynı zamanda yaşanmış ve yaşanmakta olan sürecin anlaşılabilmesindeki diyalektik ilişkiyi de bize sunuyor. Birini göremezseniz diğerini görebilmeniz, anlayabilmeniz mümkün değil.
Ben, Cuntacı değilim..! Halka ve halkın demokratik insiyatifine inanırım. Bu inancımın temelinde, demokrasi ve özgürlüğe olan inancım vardır. Faşizmin, her türlü zulmune uğramış bir insan olarak da, kimsenin faşizmi şirin göstermek yönündeki çabasını anlayabilmem mümkün bile değildir.
Faşizme ve her türlü Cuntacı eğilime karşı iman tazeleyecek halimiz olmadığına göre, bu sorunun Bandırma ile ilişkisi ne, buna bakmak lazım!

CUNTACI EĞİLİMLER VE BANDIRMA!

İtham ve iddia ediyorum ki; 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinden başlayarak, Bandırma ve bölgedeki siyasal sürece darbeciler de müdahil oldular…Yaşanan siyasal süreci el altından yürüttükleri organize faaliyetlerle adım adım kirlettiler, provoke edip, hedef olarak belirledikleri isimlere ve kurumlara, partilere karşı sistemli ve bilinçli şekilde karalama kampanyası yürüttüler ya da figüran olarak birilerini öne çıkartıp,tepe tepe kullandılar.

Bu sürecin hala mağdurları var.

BANDIRMA’DA DEMOKRASİ
GÜÇLERİ SINIFTA KALDI!

Örneğin, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde, Bandırma ve bölgede belli kişiler ve kurumlar nezdinde yürütülen dezenformasyon faaliyeti ve toplumsal kışkırtmalar bilinmesine karşın, bu konunun üzeri bilinçli olarak örtüldü. Siyasal ve sosyal alanda, bu olaylar dizininin demokrasi ve özgürlük eksenli hesaplaşmasından ısrarla uzak duruldu.
Derdimin, Emniyet ya da Savcılık açısından birilerini bu sürecin anlaşılabilmesi ya da aydınlatılması için davet etmek olmadığını belirtmeliyim. Tam tersi, Bandırma ve bölgenin demokrasi ve özgürlük güçleri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve basının bu olayı sorgulaması ve anlaşılır kılabilmesi gerekmektedir.
Bandırma ve bölge, bu tarihsel sorumluluğunu, ne yazık ki, layıkıyla yerine getirememiş, sınıfta kalmıştır.

BİLİNMEZLER BİLİNİR
HALE GELMELİ!

Cuntacılığın, Sahil Bandı konusu ile ne alakası var, diyebilirsiniz. Doğru..Ben, yaşanmış ve hala yaşanmakta olan siyasal bir sürecin anlaşılabilmesinden, şifrelerinin tek tek kırılıp çözülmesinden, bilinmezlerin bilinir kılınmasından söz ediyorum..

PEKEL DE DERDEST
EDİLİRSE ŞAŞIRMAYIN!

Bunun bir diğer önemli yönü ise, dün, yerel iktidarı ele geçirmek için her yol mübahtır şeklinde sergilenen politik anlayışın bu kez önümüzdeki yerel seçim sürecinde muarızlarının rövanşist bir anlayışla siyaset sahnesinde yer alabilme riskidir.
Örneğin, Başkan Pekel’in de, siyaset dışı yönelimlerin, anti-demokratik ve hukuk dışı yeltenişlerin sinsi hedefi haline getirildiğini bir düşünün, bu kabul edilebilinir mi!?
Onun için siyaseti, kapalı kapılar ardında oynanan bir oyun olmaktan çıkartıp, siyasete siyaset dışı demokratik olmayan müdahalelerin önüne geçilmesi, hepimizin temel derdi olmalı.

Yeniden konumuza dönelim…

YANIT BEKLEYEN SORULAR…

Birincisi, Başkan Halil Ünlü döneminde Maliye ile imzalanmış Sahil Bandı’nın kullanımına yönelik protokolün süresinin 2011 yılı içinde bittiğini biliyoruz. Peki, bu protokol süresi bitmeden, protokolün yenilenmesi yönünde Başkan Pekel ve yönetiminin bir girişimi oldu mu?

İkincisi, Protokolün süresinin bitişinden bugüne aradan 11 ay geçmiş olmasına karşın , Başkan Pekel ve yönetimi, konunun muhatapları olan Kaymakamlık, Mal Müdürlüğü, Hazine Avukatı ile hiç biraraya geldi mi, geldiyse ne gibi sonuçlar elde edilebildi?

Üçüncüsü, Sahil Bandı’nda işletmecilerden alınan kira bedellerinden Hazine’ye aktarılması gereken pay, Hazine’ye ödendi mi, ödenmedi mi? Kiracı olarak Sahil Bandı’nda bugüne kadar hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmemiş olanlara karşı yerel yönetim olarak , yasaların veya mevzuatın öngördüğü neler yapıldı? Yoksa, işletmecilerin bir kısmı sorumluluğunu yerine getiirken, kimi işletmeciler siyasi nedenlerle “hoş” mu görüldü?

Dördüncüsü, sorunun başlangıcından bugüne milletvekilleri Öztaylan ve Havutça’ya bilgi verilmesi ve yardımlarının istenmesi yönünde Başkan Pekel ve yönetimi tarafından özel bir çaba harcandı mı? Örneğin, her iki milletvekili de Belediye Meclisi’ne davet edildi mi?

Beşincisi, sorunla ilgili, konu bir dosya haline geirilip, başta Ticaret Odası olmak üzere siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin bilgilendirilmesine ve çözüm için hareketlendirilmesi yönünde bir adım atıldı mı?

SADECE ÖZTAYLAN DEĞİL,
HAVUTÇA DA DERTLİ..!

Bu soruların hepsinin kamuoyu nezdinde, Başkan Pekel ve yönetimi tarafından aydınlatılması gerekiyor.
Örneğin, CHP Milletvekili Havutça, konuyla ilgili olarak, bugüne kadar Başkan Pekel ve yönetiminin, önüne ne bir dosya ne de çözüm yönünde biraraya gelerek görüşmek için bir girişimde bulunmadığını vurgulayarak, “ Ben, Esnaf Kefalet Kooperatifi kongresinde ilk kez bu sorunun yüksek sesle dillendirilmesine tanık oldum. Ancak, bu konu önceden bizlerle de görüşülüp, çözüm yolları konuşulabilinirdi, bu olmadı. Kongre sonrası Milletvekili arkadaşım Öztaylan’la Ankara’da bu konuyu karşılıklı görüştük ve çözümü için bize ne düşüyorsa, yapmak yönünde ortak karara vardık. Ancak, sorunun Öztaylan-Pekel arası rekabete ya da çekişmeye indirgenmesi endişesini ben de yaşıyorum. Yoksa, Hazine Avukatı Ekber Çırpanlı’yla görüştüm, sorunun çözümüne gayet pozitif yaklaşıyor. Bence, siyasi kaygılardan uzak, çözüme herkes pozitif yaklaşmalı.”dedi.

SORUNU BÜYÜTEN, ÇÖZÜMÜNDE
FİRAR ETMEMELİ!

Öztaylan ise, Havutça kadar bu konuda rahat değil.
Öztaylan, öncelikle Sahil Bandı ile ilgili yaşanan hukuksal sürecin bitmesi ve çözüm için uygun, hiçbir bürokratı sıkıntıya sokmayacak, hukuksal bir zeminin oluşurulmasını, bu nokta da Maliye Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak, protokolün imzalanmasında yardımcı olabileceğini vurguluyor.
Öztaylan, şöyle diyor:

“ Bu konunun bir sorun haline gelmesinin sorumlusu Başkan Pekel ve yönetimi ile CHP’nin muhalefet anlayışıdır. Bunun sorumlusu ne partim ne de benim. Protokolün süresinin biteli 11 ay olmasına karşın ne Hazine ile Milli Emlak’la ne Mal Müdürlüğü ile ne Kaymakamlıkla bir kez görüşmemiş yerel yönetimin, şimdi bu sorunu iktidar partisi ve Öztaylan gelsin, çözsün demesi bence manidar. Sahil Bandı’yla ilgili Hazine’ye intikal etmiş, dosyada 22 şikayet var ve bu şikayetlerin sahipleri belli. Ortada sonuçlanmış mahkeme kararı var. Ne yapılmış, Temyiz’e gidilmiş. Peki, yarın Temyiz de karar onanırsa, protokol için imza veren ya da onay veren bürokratlar ne yapacak? Burun için öncelikle sorunun çözümünde hukuksal zemin sağlanıp, ondan sonra çözüm için son adım atılmalı. Ben, olay bu noktaya taşınırsa, çözüm için elimden geleni yaparım”.

Hep yazdım, hep dillendirdim.

AKIL TATİLE ÇIKARTILMAMALI!

Olaylar ve olgular karşısında, AKLIN gözetilmemesi ve AKIL yerine duygusal reflekslerin öne çıkartılması, Bandırma’yı yaşanan sorunlar karşısında çaresizliğe itiyor ve kolaylıkla işin içinden çıkılabilecekken, herşey bir anda arap saçına dönüyor.
Çünkü, sorunların çözümü, aslında yaşanan ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN içinde gizli…Ne yapılması ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini, , en azından yapılmaması gerekenleri yapmayarak işe başlayabiliriz.

Ters denklem..!

AKİL ADAMLAR VE BANDIRMA..!

Kuşkusuz, bu AKIL FUKARALIĞI’nın bir diğer nedeni de, Bandırma’da son 10 yıldır yaşadığımız AKİL ADAMLAR’dan yoksun olmamıza bağlanmalı.
Bandırma’da siyaseti ve siyasetçiyi kentsel ve toplumsal çıkarlarımız için dizginleyebilecek, yol ve yöntem önerebilecek bir AKİL ADAMLAR TOPLULUĞU yok..!

Siyasal ihtiras ve çıkarlar, siyaseti de siyasetçiyi de, KÖR ediyor.
Bunun da en önemli nedeni, iktidar partisi AKP’nin genelde izlediği politikalardan kaynaklanıyor. Çünkü, kentsel ya da bölgesel olay ve olgularla ilgili söyleyecek sözü olanlar, KORKU ve ENDİŞE İÇERSİNDE… Özellikle milletvekili Öztaylan’ın yerelde izlediği hırçın siyaset, iktidarın genelde izlediği politikalarla birleşince, toplum ve bireyler üzerinde farklı psikolojik kaygı ve endişelere neden oluyor. Kimse kendisini, kendi varlığını güvence altında hissetmiyor. Kimin başına, nerede, ne zaman, nasıl, ne geleceği belirsiz.. Kim, neyle suçlanacağını, kendisine nasıl bir suçlu elbisesi giydirilebileceğini bilemiyor.
O zaman, çözüm, SUSKUNLUK ve GERİDE DURMAK olarak öne çıkıyor.BİAT KÜLTÜRÜ öne çıkarken, kelimenin tam anlamıyla sorunlar karşısında YAVŞAMA başlıyor, DİK DURUŞ ve CESARET aranan meziyetler haline geliyor.

AKP, GERÇEK DEMOKRASİ VE
ÖZGÜRLÜK ALANLARINI
GENİŞLETMELİ!

Öztaylan, sıkça yerelde iktidarda oldukları günlerde, her konuda ses veren, tencere tava çalıp protesto gösterisi yapanlara gönderme yaparak, “ ŞİMDİ NİYE YAPMIYORLAR” diye soruyor.

Yaşananlardan, tanık olunanlardan sonra kimsede hal mi kaldı Sn. Öztaylan!?

AKP iktidarının en büyük sorunu, bugün toplumun ve bireylerin içine itildiği SUSKUNLUK’dur. Bu suskunluğun mimarı ise, AKP iktidarının yerelde ve geneldeki uygulamalarıdır. Bugün yerelde ve genel seçimlerde AKP’ye oy vermiş insanlar bile, bu alandaki endişelerini ve korkularını dillendirme noktasına gelmişlerse, oturup düşünmesi gereken bizzat AKP’nin kendisi olmalı, diye düşünüyorum.
Çünkü, siyasette ve sosyal bilimlerde, bir yanlış iki doğruyu götürmediği gibi, tam tersi olarak, bir yanlış, iki doğruyu bile silebiliyor..

Sonuç olarak; Bandırma, yıllardır, Sahil Bandı ile ilgili yaşadığı sorunlar konusunda, çözümü eline yüzünü bulaştırmış durumda.

Geç mi, kaldık, hayır..!

Çünkü, aklın yolu bir ve ortak akılla Bandırma bu sorunu rahatlıkla çözebilir..

ÖZTAYLAN VE HAVUTÇA

Sn.Havutça, sorunun çözümü noktasında önemli bir açıklama yaptı. Sahil Bandı’nda Hayal Çay Bahçesi ve Şehir Kulübü’yle ilgili yargıya intikal etmiş ve her iki binanın yıkımı yönünde verilmiş mahkeme kararının, Temyiz aşamasında, Yargıtay tarafından lehte sonuçlandığını ifade etti.

Buyrun, size sorunun çözümü için hukuksal zemin..!

Keza, Hazine Avukatı Ekber Çırpanlı, sorunun çözümü için Bandırma Belediyesi’nin önünde hiçbir engel bulunmadığını belirterek, Sahil Bandı’nda yapılmış yapıların İmar Plan Değişikliği konusunun Belediye Meclisi’ne getirilerek, değişikliği kabul etmesi ve Bayındırlık Bakanlığı yetkililerine de onaylatması durumunda ortada hiçbir hukuksal engelin bulunmayacağını; sorunun çözümünün önünü açacağını vurguladı.

DİLALOG OLMADAN OLMAZ

Ben, Öztaylan’ın iktidar partisi gücünü de arkalayarak, bu sorunu çözmek yerine, siyaseten şark kurnazlığı yapıp, önümüzdeki yerel seçimlere kadar bir şekilde uykuya yatıracağını sanmıyorum.
Önce, kent yaşamında söz sahibi olanlar, biraraya gelerek, arşılıklı saygı çerçevesinde, demokratik bir zeminde sorunu ele alıp, çözüm konusunda kendi aralarında bir mutabakata varabilmeli. Bunun için, tek bir insani meziyet gerekiyor: KARŞILIKLI OTURUP, KONUŞMAK…
Basın üzerinden konuşulmasının, tarafların basın üzerinden birbirine mektup yazmasının çözümü hiçbir katkısı yok. Tam tersi, işleri daha da zorlaştırıyor. Bu konuda, o mu bu mu suçlu tartışmasının da bugün için fazla anlamı yok. Önce ÇÖZÜM..! Sonrasında, siyaseten kim ne diyecekse, çıksın, konuşsun..!

Esen kalın..

www.sonkursungazetesi.com



Gazeteci-Yazar Engin Arıcan, Sahil Bandı´nda yaşanan sorunları değerlendirdi.
Haberin Kaynağı ". "
Kasapoğlu; “Engelli olmak bir eksiklik değildir. Yetir ki sevgi ve duygu engelli olmayalım. Unutulmamalıdır ki her birimiz bir engelli adayıyız.
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Milli Eğitim Bakanlığı´nın 19 Mayıs törenleriyle ilgili genelgesinin iptali için Danıştay´da dava açtı.
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar
1/10
reklam
Üye Girişi
hotel panderma
Röportaj
Emreköy Muhtarı Mesut Hürriyet Beyhan ile özel röportaj..
hotel panderma
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
hotel panderma
REKLAM   l  İLETİŞİM   l   KÜNYE   l   GİZLİLİK İLKELERİ   l   RSS