gafas ray ban
hermes
oakley sunglasses
mbt danmark http://s-e-c.com.tr/
Sonkurşun
Alış Satış

Euro Alış Satış
Dolar Alış Satış
Sterlin Alış Satış
 
realite
 
  Ana Sayfa        Bandırma
GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK
Gazeteci-Yazar Engin Arıcan'ın kaleminden, ibretlik bir ÖZGÜRLÜK öyküsü...
04 Subat 2012, Çarşamba  13:54 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
tümotel
Bu hafta  ki makalem, biraz değişik olacak.  Okurlarım bilirler, şahsım ya da ailemle ilgili bugüne kadar yok denecek kadar az yazmışımdır. Aslında, yazacaklarım, yine ülkem ve kentimle ilgili...Ama Bandırma, Erdek, Gönen, Manyas yani bu gazete kuş olup kimin önüne geliyorsa, yaşananları bilmeli.

Evet, başlayalım...

Geçtiğimiz hafta, aile meclisinde, küçük oğlum Ozan’ın pasaportunun süresinin uzatılmasına karar verdik.
Ertesi gün, Ozan’la birlikte Bandırma İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giderek,  pasaportla ilgili bölüme gitmek istediğimizi söyledik.
Öğle yemeğiymiş, yarım saat sonra gelmemizi ifade ettiler.
Vakit nakittir, gazeteci ve yazar için..Oğlumla önce bir kitabevine giderek, Orhan Kemal’in bir katıbını almaya karar verdik. Yanlış yere girmişiz. Orhan Kemal yoktu.. Son günlerde televizyonda dizisi oynayan Haldun Taner’inh Keşanlı Ali Destanı isimli kitabını sorduk, o da yoktu. Cahit Sıtkı Tarancı.. O da  yoktu..Söylene söylene çıktık ve bir başka kitapçıya gittik. Bir kitapçıda olması ve bulunması gerektiği gibi, kitabı bulduk, aldık ve çıktık..
Ak Parti ilçe başkanı Eşref Kasapoğlu’nun  dükkanına uğrayarak, ilçe başkanlığını kutladık, sohbet ettik. Pasaportla ilgili girişimde bulunacağımızı anlattık ve hazır bulunsun diye, Eşref, oğlumun resimlerini çekti. Onları da aldık ve ilçe emniyet müdürlüğünün yolunu tuttuk.

- Pasaport için çıkacaktık.
- Kimlik..
Gazeteciler Cemiyeti’nin  kimliğini uzatıyorum. Polis memuru ısrarla, TC kimliğimi istiyor, uzatıp, oğlumla 2. kattaki pasaport kısmına yöneliyoruz.
Kimse yok.. Beklememiz isteniyor ve bekliyoruz.
Derken, bir polis memuru geliyor ve kendisinden gerekli bilgileri alıyoruz ama bir gariplik var. Lafa tutuluyoruz ama işimiz var.
Aşağıya inerken, kimliğimi geri istememle birlikte, bir anda sivil memurlar oğlumun yanında koluma girerek,
- Sizi şöyle alalım..
- Niye..ne oldu...?
Yanıt yok..
Bir anda korudorun sonundaki nezarethanenin içinde kendimi buluyorum.. Oğlum, kapıda şaşkın ve ürkek..
- Üzerinizdekileri  verir misiniz?
- Tamam da ne oldu, nedenini öğrenebilir miyim?
- Arkadaşlar şimdi gelecekler, onlardan öğrenirsiniz..
Oğlumu, çağırmalarını istiyorum, çağrılıyor..
- Oğlum, sen gazeteye git ve haber ver. Beni merak etme..
Telefonuma kontur yüklemesi için harçlık verip, gönderiyorum...Sigara pakedim, çakmağım alınıyor. Cep telefonum yanımda.. Kapı kapanıyor ve içine tıkıldığım oda da tek başıma kalıyorum.
Dışarısı karlı ve buz gibi..ama içerisi sıcak.Ufak bir oda..İçeride yanlış anımsamıyorsam, sadece bir bank var.Oturmuyorum. Bir de Amerikan filmlerinde gördüğümüz şekliyle, duvarda aynalı bir cam..
Önce Eşref”i cep telfonumla arıyorum. Anlattıklarıma şaşırıyor ve hemen Milletvekili Öztaylan’ı arayacağını, ilgileneceğini belirtiyor.
Avukatım Hüseyin Arslan’ı arayarak, bilgi vererek, ilgilenmesini rica ediyorum. Mehmet Tosun’u arayıp, arkadaşlarıma bilgi vermesini istiyorum.
Herkes olup bitenler karşısında şaşkın...

Derken kapı açılıyor.
 Karşımda iki sivil memur. İkisini de tanımıyorum. Ayak üstü bir şeyler soruyorlar ve ben de ayak üstü gazeteci ve yazar olduğumu söylüyorum. Amir olduğunu söyleyen  biraz şaşırıyor. Herhalde Bandırma’dan değiller, diye içten içe düşünüyorum.
Yine soruyorum; “Ne oldu, neler oluyor. Bilmek benim hakkım”diyorum ama doyurucu hiçbir yanıt yok.
Söylenen, Bandırma Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla  alındığım ve Adliye’ye ifadeye götüreleceğim...
İtiraz ederek, Adliye’nin yolunu bildiğimi, bu muamelenin yanlış olduğunu,  şahsımın doğrudan Savcılığa gidip, ifade verebileceğimi söylüyorum.
“ Olmaz” deniyor ve sivil  beyaz bir kango araca bindirilerek, benimle ilgilenen iki sivil memurla birlikte Çınarlı Karakolu’na götürülüyorum.
Başım dönüyor ve sigara içmeliyim..
Karakol girişinde, içeri girmeden, dışarıda sigaramı içeceğimi söylüyorum.. Önce bir duraksıyorlar ve sonuçta beni gözaltına alan bir memurla dışarda kalıp, sigaramı içiyorum.
Öztaylan’ın telefonu çalıyor ama yanıt yok.. Belediye Başkanı Pekel’i arayarak, durumu anlatıyorum, hemen ilgileneceğini söylüyor.
Ardından Milletvekili Havutça’yı arıyorum. Makedonya’daymış ama o da konuyla hemen ilgileneceğini vurguluyor.

Dışarıda kar var ve Bandırma beyazlara bürünmüş... İçeri girip, bir bardak su içip, ikinci kattaki bekleyenlerimin yanına geçiyorum.
İçerisi kalabalık... Sorularım  yine yanıtsız... Söylenen tek şey, Savcılığın ifademi alacağı... Gazeteden araba çağırayım,ben giderim, diyorum, “Hayır, olmaz”deniyor.
Bir  sivil memur, “YAKALAMA” ve “GÖZALTINA ALMA” formunu hazırlıyor, imzalamam için önüme konuluyor. “Okuyacağım” diyorum ve okuyorum.

YAKALAMA EMRİ olayının şüphelisi olarak Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yakalandınız/ gözaltına alındınız. Başka suçlara karışmış olma ihtimaliniz de aynı zamanda soruşturma kapsamındadır.

Belgenin altını imzaladıktan sonra, Adliye’ ye gitmek üzere aynı araçla yola çıkıyoruz.
2012 yılının Şubat ayında Bandırma’da yaşanıyor bu olaylar, Beyler..
Yolda Emniyet Müdürümüz geçmiş olsun, demek için arıyor.Sağolsun.. Bu tür uygulmalardan ve dayatmalardan bıktığımı kendisine ifade ediyorum.

Adliye’ye, 3.kata çıkıyoruz..
Eşim, arkadaşlarım geliyor..Hepsi tepkili, öfkeli, şaşkın..
İlgili memur, Başsavcı’nın bulunduğu katta bir odaya girip, çıkıp, yanıma geliyor.

“Engin Bey, 2003’te bir yazı yazmışsınız...”

Evet, yanlış okumadınız, 2003’den söz ediliyor...
Devam ediyor: “ Bu yazıdan dolayı 1.740 TL. ceza verilmiş.Bu paranın tamaını ödemeniz gerekiyor. Ödemezseniz, sizi hemen cezaevine götüreceğiz. 85 gün..!”
“2003’teki yazıyı nereden bileyim. Önce bir göreyim. Aradan yıllar geçmiş. Ayrıca bana tebliğ edilmiş, hiçbir şey yok!”
Bakıyorum ve söylenmeye başlıyorum.
Kel alaka bir konu..!
Domuz bağcıların bile ellerini kollarını sallaya sallaya gezindikleri ve bir çoğunun sırra kadem kaçtığı bir ortamda, 2003’te yazdığım bir makaleden dolayı yaşadıklarım bana kabul edilemezin ötesinde,  “SANKİ BİRİLERİNİN  BAHANESİ” gibi  geliyor...

Keza, eğer, “yakalanma” ve “gözaltına alınma” gerekçem  1750 TL. ise, vazgeçtim resmi tebligattan, baştan ifade edilmiş ve uyarılmış olsam, son ana kadar beklenmesi yerine, bunların hiçbirini yaşamama gerek kalmadan, daha işin başında parayı tedarik edebileceğim.. Bir yönüyle, bu olanak da, elimden yurttaş olarak alınmış oluyor..

Parayı ödeyip, parayla kazandığım ÖZGÜRLÜĞÜME geri dönebiliyorum.

Bu, yaşananların ülkem ve kentim adına  hoş  şeyler olmadığını ve yakışıp yakışmadığını okurlarımız takdir etmeli. Ben, sadece, yaşadığım ve tanık olduklarımı dillendirdim.


Orhan Kemal’i biliyor ve tanıyor musunuz?

 Türk edebiyatının en usta kalemlerinden ve öykücülerinden. Eserleri film, TV dizileri yapılıp, milyonlar tarafından seyrediliyor.

Orhan Kemal’i biliyor ve tanıyormusunuz?

Adana’nın Ceyhan ilçesinden.. Ortaokul son sınıftan terk.. 38’de Niğde de askerlik yaparken Ceza Yasası’nın 94.mladdesine muhalefetten yargılanıp, 5 yıl giymiş bir adam..40 yılında mapus olarak yolu Bursa’ya düşmüş ve Nazım Hikmet ile tanışıp, Nazım’ın yönlendirmesiyle öykücülüğe başlamış..
43’de serbest kalmış, 66’da bir ihbar sonucu  Sultanahmet Cezaevinde  35 gün mapus kaldıktan sonra, utuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış.
68’de bu davadan beraat etmiş, 70’de ölmüş..!

Türkiye’nin en büyük kalem ustalarından birinden söz ediyorum.

Şaka falan değil,  dünya yazarlarından Zweig’in yazdığı Fauche kitabından  bir makalemde alıntı yaptığım için başımıza gelmeyen kalmadı.
 Gazetemin aracı bağlandığında yüksek sesle itiraz ettiğim için, görevli memura hakaret ettiğim  savıyla iddianamelere konu edildim.
Delil ne idi, biliyormusunuz?
Gazetenin aracı bağlandığında İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Kaymakamı ve Milletvekili Öztaylan’la konuyla ilgili yaptığım telefon görüşmeleri, DELİL  olarak aleyhimdeki iddianamede yer aldı!
ARABA BAĞLANMASI VE TELEFON DİNLEMELERİ..
Türkiye’de bir başka örneği var mı, bilemiyorum ama Bandırma’da ben bunu yaşadım..
Bunun örnekleri çok..


Son günlerde ülkede ve kentimde yaşananlara tanık olduklarımı dikkate aldığımda aklıma şunu yapmak geliyor: Protokolün olduğu bir ortamda, söz alıp, ne olur ne olmaz diyerek, tek tek meslektaşlarımın gazeteci kimliğini herkesin huzurunda onaylatmak!
Çünkü, kimin başına, ne zaman ve nerede, nasıl, ne geleceği , topluma nasıl sunulacağı ve hangi kimliğin şahsına yakıştırılacağı hiç belli değil..
Ben, mesleki olarak şahsımın ve arkadaşlarımın duydukları kaygı ve endişeleri, somut örnekleriyle, bugüne kadar bir çok kez iktidar milletvekilleri olarak başta Edip Uğur’a, AK Parti İl Başkanı’na, Cemal Öztaylan’a  taşıdım.
Bu, ayrıca benim görevim.
Bandırma AK Parti İlçe binasında bir çok basın toplantısında  ve bir çok kişinin huzurunda yine bu kaygı ve endişeleri, belgeleriyle dile getirdim.
Hoş, Öztaylan’ın dinlenme, izlenme, kuyusunun kazılması konularında bizzat kendisinin yaşadığı olayları ve çaresizliği de biliyorum.
Hani, kel’in ilacı olsa kendi kafasına sürermiş, misali , o zaten istim üzerinde...

Ben ve meslektaşlarım,  Devlet’e küsemez. Çünkü, bu Devlet, benim Devletim ve ben de, meslektaşlarım da bu ülkenin yurttaşları..
Devlet, yurttaşı için vardır ve Devlet’in hiçbir birimi, yurttaşına önyargıyla yaklaşamaz, muamele edemez.  Yurttaşları arasında ayrımcılık güdemez ve en önemlisi, yurttaşını şu veya bu nedenle potansiyel suçlu görüp, tuzak kuramaz.
İşte, sorun ve sıkıntılar, bu nokta da başlıyor. Bu sorun ve sıkıntılar, Bandırma’yla sınırlı değil, tüm ülkede yaşanıyor.
Açıkça ifade edelim; BASIN, DÜŞÜN DÜNYAMIZ FARKLI AMAÇ VE ÇIKARLAR İÇİN SANKİ BİRİLERİ TARAFINDAN AYAR EDİLMEK İSTENİYOR.


İktidar partisi ve muhalefet partileri sözcüleri her fırsatta, yazılı ya da sözlü, görsel medyayı böylesine hedef gösterirlerse, gazeteci ve yazarları sürekli olup bitenler konusunda itham ederlerse, sonuçta olacağı budur!
Öyle ki, bir anlamda, toplumda yaşanan tüm olumsuzlukların kaynağı, gazeteler, televizyonlar, gazeteciler ve yazarlar olarak topluma sunuluyor.
Egemen anlayış bu olursa, yaşananlar, tanık olduklarımız az bile görülebilinir...

Bu yazıda, derdim, kurumlar ya da kişiler değil. Çünkü, polis de benim polisim, Savcı da benim Savcım. Ancak, olumsuzlukların üzerine gitmenin, eksik veya yanlışlar varsa bunları gidermenin  hepimizin görevi olduğuna inanıyorum.Sorun, Emniyet veya Adliyeye karşı toplumda güvensizliğin de örülmesi değildir. Bu haddime de düşmez. Tam tersi, sadece mağdur edildiklerine inananlar değil, bu ülkenin yurttaşları özgürce konuşabilme, kendilerini ifade edebilme hakkını kullanabilmeli.

Bu olayların, hep traji komik yönleri vardır.
16 yaşımdaki oğlum Ozan soruyor:
- Baba, ne oldu..!?
- Bilmiyorum..
- Baba, keşke pasaportum için Emniyete gitmeseydik..
- Oğlum, ne alakası var. Bugün gitmesek,yarın gidecektik ya...
- Tamam da, baktım, polislerin arasında götürülüyorsun..Allah, babam gitti, dedim.
- Daha önce de yaşadım aynı şeyleri..Sen ilk defa tanık olduğun için  böyle söylüyorsun..
- Eee neymiş peki..!?
- Sonunda anlaşıldı, 2003’te bir yazı yazmışım, onun için..
-Yazma o zaman be baba.. Bak, yazınca neler oluyor!?
- .......!!!

Evet, herkesin şu soruyu kendisine sorması gerekiyor:

- BUNA KİMİN HAKKI VAR?


Esen kalın..

www.sonkursungazetesi.com


Gazeteci-Yazar Engin Arıcan´ın kaleminden, ibretlik bir ÖZGÜRLÜK öyküsü...
Haberin Kaynağı ".. "
Ozan'a HİTABE!
Gönderen: MEGA SEPTİK
Öncelikle Sn.Arıcan'a geçmiş olsun derim. Ancak bu olayda anlıyamadığım durum ve aklımı kurcalayan sorular şunlardır: 1)-2003 te yazılmış bir yazıdan dolayı ceza verilimiş.Olabilir.Şimdi ise tarih 2012 !.Yani aradan dokuz sene geçmesine rağmen Engin Arıcan gibi tanınan bir gazetecinin kararın tebliğ edileceği adres bilinmemektemidir? 2)- ARICAN'ın yakalanma emri gereği,kodese bir süreliğine konması için pasaport dairesine bizzat ille ayağıylamı gitmesi gerekirdi? 3)- Zamanında kesilen bir ceza vardıda kendisine imza karşılığı bu tebligat yapılmışmıdır?Yada yapıldıydıda E.Arıcan imza etmekte imtina edip tebligatı gerimi çevirmiştir?Savcılığın göndermiş olduğu bir tebligatı geri çevirme lüksüne hangi vatandaş sahiptir?. Ancak sayın Arıcan'ın bu makalesinde sarf ettiği " Çünkü, polis de benim polisim, Savcı da benim Savcım" dediği cümlesine katılmıyorum.Bana bu sözü 2002 den! önce söyleseydi belki kabul edebilirdim.Oda belki.Fakat şimdi katiyyen kabul etmiyorum.Biz sade vatandaşların artık her türlü adli makamlar ile kolluk kuvvetlerine güvenimiz kalmamıştır.Bu bahsettiğimiz makamların, hangi oluşturulan kadro ve kafa yapısından meydana gelmiş olduğu hepimizin malumudur.Bendensen dostum benden değilsen düşmanımsın diyen zihniyet demokrasiden iyice uzaklaşmış otoriter hatta totaliter rejimin bir göstergesidir. Arıcan yukarıdaki yazısının sonunda "Buna kimin hakkı var" diye sormuştur.Bana göre bu sorudan önceki şu cümleler daha çarpıcıdır!:: "Sonunda anlaşıldı, 2003'te bir yazı yazmışım, onun için.. -Yazma o zaman be baba.. Bak, yazınca neler oluyor!? - .......!!!" OZAN'cım ben babanın bize sorduğu soruya cevap vermek yerine senin babana sorduğun soruya cevap veriyorum: "Bütün bu başınıza gelenler, daha çok ÖZGÜRLEŞTİĞİMİZİN göstergesi ve daha çok İLERİ DEMOKRASİNİN gereği icabıdır"..Bununda ne demek olduğunu büyüyünce daha iyi anlarsın......
04 Subat 2012, Çarşamba 17:56
Kasapoğlu; “Engelli olmak bir eksiklik değildir. Yetir ki sevgi ve duygu engelli olmayalım. Unutulmamalıdır ki her birimiz bir engelli adayıyız.
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Milli Eğitim Bakanlığı´nın 19 Mayıs törenleriyle ilgili genelgesinin iptali için Danıştay´da dava açtı.
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar
1/10
reklam
Üye Girişi
SARI PAŞA
Röportaj
Emreköy Muhtarı Mesut Hürriyet Beyhan ile özel röportaj..
hotel panderma
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
hotel panderma
REKLAM   l  İLETİŞİM   l   KÜNYE   l   GİZLİLİK İLKELERİ   l   RSS